Savaş Şüphesiz ismi bile ürkütüyor. Yaşamakla, tahayyül
etmek arasındaki talihsiz çizgi ayaklarını acıtıyor Suriyelilerin. Devlet
erkânlarının basiretsiz davranışlarının bedelini ağır ödüyorlar. Herkes
Suriye nin ve Amerika nın politikasından, müdahalesinden, Türkiye nin Suriye
tutumundan bahsediyor ya da eleştiriyor da, Gaziantep e bir yıl önce göç etmiş,
Türkçeyi yalayıp yutmak zorunda kalmış, mağazalarda cüzi miktara çalışan
Leyla dan bahsetmiyor. Öyle bir
profesyonelleşmiş ki, ayırt edilmez Türk mü, Arap mı. Antep sokaklarında
dolaştığınızda kendinizi Ortadoğu da hissetmeniz kaçınılmaz. Her yerde Arapça açıklamalar,
levhalar, yönlendirmeler. Yakın zamanda
gelen mülteciler ise Leyla kadar şanslı değiller.
Hemen evimizin karşısında ki caminin kadınlar bölümünde,
yardım sever komşularımızın desteğiyle birkaç yatak ve yorganla idare etmeye
çalışan kadın ve çocuklar; savaşın asıl yüzü, tek mağdurları, politika
kurbanları, gerçek muhatapları. Cami bahçesinde ekmek yapan annelerinin
etrafında koşarlarken, unutuyorlar bir nebze olsun kavgayı ve ölen yakınlarını.
Rahat bir yemek yemenin dayanılmaz rahatlığına bırakıyorlar biraz sonra
kendilerini. Mutlular Anlık da olsa.
Bir başka sahnede yoğurt satın almak isteyen bir mülteci
var. Soruyor yoğurdun fiyatını ve almaktan vazgeçiyor. Durumu anlayan satıcı
vermek istiyor karşılıksız. Almıyor Suriyeli. Bunu bana ben istemeden
verseydiniz alırdım ve bir sakıncası da olmazdı, fakat ben istedim ve hak
etmediğim bir şeyi almamdan Allah razı olmaz, diyor. Savaş gururlarına zarar vermemiş, vermeyecek
de. Bir hastane binasının onkoloji bölümü yatakhanesine gidelim şimdide. Her
odada en az altı hasta. Aralarından sadece bir ya da iki tanesi Türk. Türkçe
bilen Suriyeliler çok şanslı hissediyor kendilerini. Hemşirelerle anlaştıkları
için diğer arkadaşlarına hava atıyorlar. Hatta o kadar muhabbeti ilerletiyor
ki, Türkçe bilmeyen arkadaşının dedikodusunu yapıyor. Durumu hissedip
sinirleniyor tabi ki diğeri. Herkes anlaşamasa da tek bir kelimede
toplanabiliyorlar: Selamünaleyküm Topluyor onları, Allah ın rahmet
dilekleri Gülümseme ekliyorlar, dualarının yanına. İhlas göstergesi gülümsemek
selamın yanında. Kutlu kelime; selam. Senin derdin benim derdim kardeşim demek.
Gel bu anlamsız savaşların arasında derdimizi unutalım, onkoloji hastanesi bile
birliğimize vız gelir demek. Çare birlikte, İslam ın birliğinde, bizim
dirliğimizde demek. Bütün bu gürültülerin yanında en köşede Suriyeli Ahmet
duruyor. Dermanı dizlerinden aşağı inmiş, nefesi boğazından çıkmaya üşeniyor.
Yatıyor halsiz ve sessiz. Çilesinin derininde olduğunu sessizliği anlatıyor
adeta. Savaş en anlamsız ona geliyor, kendi vücudunun ilik kanserine verdiği savaşın
yanında. Allah Şafi, diyor ona bakanlara umutla. Allah Şafi
Gaziantep, Urfa, Hatay Savaşın ağır yükü özellikle bu
şehirlerin omuzlarında. Ne yapsalar yetmiyor mültecilere. İhtiyaçları
verilenlerden fazla çünkü. Bir hayal edin, oturup gözlerinizi kapatıp bir
yerlerine koyun kendinizi. Hiçbir şeyiniz yok, Allah a kul olmaya çalışan
canınızdan başka. Ya anne vefat etmiş savaşta, ya baba ya da eş Her şey bir
kenara yalnız acıları var ceplerinde. Acıları ve yaşayamadıkları hayatları. Ölenler şehit. Peki ya kalanlar ve kalmak
için savaş verenler Yine içe dönmek,
kendimize dönmek icap eder.