Bugün seçim günü. Artık insanlar hareketli ve gergin geçen bu sürecin sonunda bir karar vermek zorundalar. İyi ya da kötü bir süreç yaşadık. Adaletsizliklerin, haksızlıkların, gaddarlıkların yanında güzel işlerinde yapıldığı bir süreç. Şimdi karar vakti. İnsanlar hangi kriterlere göre oy verecekler bunu tam da bilmiyoruz.

Gördüğümüz kadarıyla ideolojik kaygılar, partizanlık, hamasetle oluşan duygusal yoğunluklar bu seçimin kaderini belirleyecek gibi. Seçim sürecinde düşünmeye davet eden, projeler ortaya koyan siyasiler de yok değildi. Ama bunların sesi nereye kadar ulaştı bunu tam olarak bilmiyoruz. Bugün bu sorunun cevabını da almış olacağız.

Aslında bu seçimlerde kararlarımızı etkilemesi gereken en büyük etken vicdanlar olmalıdır. Çünkü son yıllarda adaletten yoksun, merhameti acziyet kabul eden ve hoyratça gaddarlığa başvurabilen kitleler sosyal ve sanal hayata egemen olmuş durumda. Bu yüzden özellikle vicdanlara bu seçimde önemli görevler düşmektedir. Gaddarlığı yıkmak için, iftiraya prim vermemek için, merhamete yeniden kapı açmak için, vicdanların sesine göre tercihler ortaya konmalıdır.

Ülkemizde son yıllarda hem hukuksal açıdan, hem ekonomik açıdan hem de sosyal açıdan büyük mağduriyetler yaşandığını biliyoruz. Bu mağduriyetlerin ortaya çıkardığı acılar ne yazık ki egemenlerin kalplerinde yer bulmuyor. Mağduriyetlerin giderilmesine dönük haklı talepler bile kinci bir bakışla susturulmaya çalışılıyor. Önü alınamayan gerçekler sonrasında mağduriyetlerin kısmen giderilmesi bile lütuf gibi sunulmaya çalışılıyor.

Sadece bu olaylarda değil, tüm yaşananlar karşısında pragmatist bir yaklaşımla olayları analiz eden insafsız bir kitle var. Olayları oyların matematiğinde arayan yazarçizer ve siyasetçiler gündemimizi meşgul ediyor. Tüm bu olup bitenler vicdanlara yönelik endişeler uyandırdı. Bugünkü tercihlerin bu vicdani rahatsızlığın bir yansıması olup olamayacağını sandıklar açıldığında göreceğiz.

Ekonomiyi istatistiğin yalanlarında boğup yoksulluğu gözden kaçırmaya çalışmak büyük bir meziyet ister sanırım. İşsiz bir üniversite mezunu gencin ne iş olsa yaparım noktasına getiren, işsizlik gündeme geldiğince “iş beğenmiyorlar kardeşim” gibi anlayışsız bir yüz ifadesini doğuran bu sistemin sorgulanması yine vicdanlara bırakılmıştır. Çünkü artık ne veriler doğru söylüyor ne de sorumlular olup biteni kabulleniyor. Geriye bir tek çöpe atılan ekmekleri çocuklarına götüren annelerin acısını yüreğinde hisseden vicdanların tercihi kalıyor.

Dünyayı kıskandırdığımız köprülerin altında yatan onlarca evsiz ve madde bağımlısı çocukları yok sayan bir sistemin koruyucusu olmamak adına seçimler fırsat olarak önümüze gelmiştir. Bu fırsatı istatistiğin yalanlarına, iftira ve ithama, hamasete ve demagojiye boğmadan kullanmasını bilmeliyiz. Bu seçimleri sistemin daha iyi uygulayıcısı olmaktan başka bir vaadi olmayanlarla sistemi değiştirmeyi vaat edenler arasında geçtiğini bilip tercihlerimizi bu doğrultuda kullanmalıyız.

Bugün açılacak sandıkların kararına güvenmeliyiz. Sonuç ne olursa olsun tüm insanlığın saadeti için herkes gayret göstermeye devam etmelidir. Unutmayalım ki paylaşılamayan makamlar da geçicidir.