"Vay hâline o kimselerin ki Kitab ı elleriyle yazarlar!..  Ellerinin yazdıklarından ötürü vay hâline onların!.. Yine kazandıklarından dolayı vay hâline onların!" [Kur an, Bakara, 2/79]

Veyl vardır, vâveylâ vardır, âh vâh vardır, yaygara vardır; ya da bunların hepsi vardır Bugünlerde ülkemizde bunların hepsi birden vardır Kişi olarak parmağınız bir yerde sıkışsa yüksek sesle bağırmaya, feryad etmeye başlarsınız... Bir topluluğa da bir âfet, bir kriz, bir manipülasyon, bir provokasyon gelince, o toplulukta yaşayanlar âhu figana, ağlamaya, sızlanmaya ve bağırmaya başlarlar. Buna vaveylâ denir.

Kur an buna veyl diyor ve ilginçtir, yukarıda hatırlattığım âyette bu veyl kelimesini tam üç defa tekrar ediyor. Veyl ne demektir Veyl, vâh demektir, âh vâhtır, vâveylâdır, vay hâline demektir. Bir topluluğun, bir ülkenin bu hâle düşmesi veyldir/vâveylâdır. İşte "kitabî düzen" yerine "gelenek düzeni" ile yaşayanların akıbetleri veyldir. İşte "Adil Düzen" yerine "Zalim Düzen" içinde yaşayanların durumu veyldir/vâveylâdır... Sadece ülkemizin, sadece Türkiye nin değil, bugünkü bütün insanlığın, bütün dünya ülkelerinin içinde bulunduğu zulüm, fitne, fesat ve savaşların ana kaynağı da işte budur.

"Adil Düzen" insanlığı kurtaracaktır

Kabile toplulukları küçüktür ve orada yaşayanlar birbirlerini tanıyan kimselerden oluşur, bundan dolayı da orada yaşayanları yönetmek için "şifahi gelenekler" yeterli olur. Ama artık milyonların, hattâ milyarların birlikte yaşamak zorunda olduğu bugünkü kalabalık dünyamızda ancak "yazılı kurallar" bu kadar büyük toplulukları yönetebilir. Bu yazılı kurallara sahip olmayan topluluklar anarşi ve zulüm içine, fitne ve baskı içine düşerler...

Bugünkü insanlık, bugünkü dünya, günümüzdeki Dünya Düzeni işte bu durumdadır. "Adil Düzen" insanlığı cahiliye yönetimi nden çıkarıp kitabî yani kanuni yönetim e sokacaktır. Böyle bir düzene ulaşan topluluklar yaşayacak, diğerleri silinip tarih olacaklardır   Basit bir işletmeyi, küçük bir şirketi çalıştırıp yönetirken bile bu yazıların, sözleşmelerin, anlaşmaların yani yazılı kuralların ne derece önemli olduğunu hepimiz görüyoruz.

Muhasebenin, yazmanın, kaydetmenin, sözleşme yapmanın özelliği, orada zannın bulunmaması, rakamların ve yazılanların kesin olmasıdır. Bilgisayarlar da sayısaldır, sayılardan oluşur. Teknikte de araçlar sayısala, adediyeye geçmektedir. Nitekim dijital haberleşmede parazit olmaz. Bu girizgâhtan sonra, şimdi asıl meselemize ve ne demek istediğime gelelim.

Avrupa dan kanunlar dayatılıyor

Sözleşmelerini ve anlaşmalarını dayatarak yaptıranların, kanunları Avrupa dan aktararak zorla insanlara dayatıp kanunlaştıranların vay hâline; vay onların hâline!.. Kanunları, ülkenin kanunlarını başka uluslardan tercüme edip onları dayatarak anlamadan ve okumadan ulusa kabul ettirenlerin vay hâline; vay onların hâline!.. Avrupa dan anlamadan ve okumadan aktarılan kanunlar için bunlar söylenebilmektedir.

Halkın okuyup anlamadığı çeşitli ve çelişkili kanunları bir ülkeye dikte ettiğiniz zaman, bunun tek faydası, o kanunları istismar eden kimselerin onlardan yararlanarak kendi çıkarlarını sağlamaya çalışmalarıdır. Bu da vatandaşlara zulüm olur, işkence olur, anarşi olur, terör olur Bunun sonucu olarak o topluluk vaveylayı basar; vay onların hâline!..

Cumhuriyetin ilk yıllarında böyle tercüme edilen kanunlar uygulanırken bürokratlar siyasilerin zulmüne araç edilmiştir. Ama onlar hiç olmazsa o kanunları anlayarak ve kavrayarak tercüme ettiler... Şimdi dayatma ile yapılanlarda ise kanunlar tercüme edenler tarafından da anlaşılmadan güya tercüme ediliyor! Batılıların bir ülkeyi sadece yıkmak için hazırladıkları bu taslaklar Türkiye de zorla kanun hâline getiriliyor. Önce Sizi Avrupa Birliği ne alacağız. diyorlar Sonra Danıştay da bir hakimi öldürtüyorlar Devlet olaylara müdahale edince de, Siz insan haklarını çiğniyorsunuz! diye almıyorlar!.. Böylece Türkiye yi ve Türkleri yalancı bir hayalin peşinde koşturup koşturup helâk ediyorlar...

Güçleri ile ve zorla dayatarak kanunlar yapıyorlar, sonra da; Bunlar millî irade ile oluşan kanunlardır, Meclis in çıkardığı kanunlardır, milletvekillerinin yaptığı kanunlardır! diyorlar!.. Vekillere dayatarak ve sadece parmak kaldırtarak kanunlar yaptırıyorlar. Anayasalarda yasama ile yürütme nin ayrıldığı yazılıdır. Ama bir hile ile yasama yürütmenin emrine verilmiş, yürütme de seçilmiş olmayanların ve dış sermayenin emrinde olanların dümenine sokulmuş; ondan sonra da utanıp sıkılmadan padişahları kötüleyip cumhuriyeti ve demokrasiyi getirdiklerini söylemektedirler; hangi demokrasi !.

İşte bunlara veyl vardır; vay onların hâline!..