Böyle bir kuruluş suç teşkil eder.

Zira kısmen de olsa dini esaslar üzerine devlet kurmak yasaktır. Bırakınız devlet kurmayı, parti kurmak dahi mümkün değildir.

Hem de bu öylesine bir devlet ki, devlet başkanı hem katolik kilisesinin papasıdır, hem de Vatikan devletinin devlet başkanıdır.

Bu iki sıfatın, bir kişi üzerinde birleşmesi, ayrıntılı bir araştırma yapılsa, demokratik sisteme bağlı diğer ülkelerin mevzuatında da mevcut değildir. Diyelim ki Türkiye de birileri, bu modele uygun bir kuruluş gerçekleştirmek isityor. Derhal savcılar, başsavcılar harekete geçer. Belki de tutuklanma talebiyle davalar açılır, bu kuruluşun kurulmasıyla, kapatılması bir olur.

Bu konudaki yasalarımızı ve bu yasaların hükümlerini saymaya bile lüzûm görmüyoruz. Mâlûmu ilam kabilinden sözü uzatmayalım.

Böyle bir anormal, hilkat garibesi, kuruluş niçin gerçekleştirilmiştir. Batılı zihniyet, bilerek isteyerek kendi kurallarını, Hıristiyanlık lehine çiğnemiş, bir nevi kıyak yapmıştır. Lâiklik deyince kılı kırk yaranlar, kendi dini inançları söz konusu olunca bilinçli olarak bu nev i şahsına münhasır sıradışı bir modeli bütün dünya kamuoyuna dayatarak, herkesi bir oldu bittiye getirmişlerdir.

Kafaları nostaljik bir hayranlıkla batıya endekslenmiş olanlar bu ucube modeli ve papanın gelişini, rutin, normal bir prosedür olarak gösteriyorlar. Papa bir dini kimlikle gelmiyor, bir devlet başkanı sıfatıyla geliyor, bu sebebten bizim Cumhurbaşkanımız Papa ya devlet başkanı muamelesi yapmalıdır diyorlar.

Bizce bu yorum duygusal bir yorumdur. Gerçekleri kabul ederek Papa nın sadece bir kilisenin dini lideri olarak karşılanması gerekir.

Madem ki bir kere hatâ edilip bir davet yapılmıştır. Papa gelip, Sadece Diyanet İşleri Başkanı mızı ziyâret etmeli, onun tarafından kabul olunmalıdır. Sayın Sezer onu kabul etmemelidir. Lâiklik ilkesini bu derece titizlikle inceleyen ve uygulayanlar ve hatta, bu ilkeyi kamusal alanın tabii ve vazgeçilmez şartı sayanlar, yüz seksen derece dönüş yaparak, Türkiye nin yasalarına ve kriterlerine göre lâikliğe yüzde yüz ve taban tabana zıt, sıfat ve hüviyeti laikliğe aykırı bir hüviyete sahip olan kişi kim olursa olsun, bizim kanunlarımızı yok sayarak, ihlal ederek merasimler düzenlenmemelidir.

Kimse kalkıp Papa da lâiktir. İnsan hakları Evrensel bildirilerine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine riâyet eder diye, mâzeret uydurmaya kalkmasın. Onlara katoliklerin sadece katı, hem de kaskatı olan değişmez bir fikri sabitlerini hatırlamak yeterlidir. Meşhûr kelamdır. Bir anlaşmanın şartlarında asla tolerans yoksa, Katolik nikahı, model olarak gösterilir.

Evliliğinde, hem karı hem kocalar nikah kıyıldıktan sonra asla ölünceye kadar boşanamazlar. Tıpkı Hindistan da, eşi vefat eden bir erkeğin karısının da, kocası ile birlikte yakılarak küllerinin ganj nehrine akıtılmasına benzer bir yöntem uygulanır, katolik nikâhında...

Hasılı kelam, Ortaçağ dan kalma kuralların ürünü olan ve üstelik lâiklikle de asla bağdaşmayan VATİKAN kuruluşunun, modern bir devlet imiş gibi muameleye tâbi tutulması kesinlikle yanlıştır. Prosedür değiştirilmelidir.