Bu yazının notlarını aylar önce almıştım. Kargamış’ta IŞİD’in saldıracağı haberinin yayılması üzerine evlerini terk edip kaçanlara çok canım sıkılmış, bunu bir kenara not almıştım. Daha sonra mahut terör örgütünün 400 kişi ile Gaziantep’e saldıracağı haberleri yayıldı. Bunu da bir kenara not ettim. “Gelecekleri varsa, görecekleri de var!” dedim.

Bu kâinatın gerçek sahibi olan Allahu Azimüşşân, bütün insanlara iki yurt hazırlamış. Birinin adına dünya, diğerinin adına ahiret denilmekte. Kâinatın Sahibi, Mü’min kullarını “yeryüzünün halifesi” kılmış. Yani onlar, Allah’ın bu “geçici mülkünü” gözetmekle, bu geçici yurtta mülkün hakiki Sâhibinin sözünün geçmesini, adâletin tesisini, insanların gerçek adâletin gölgesinde huzur içerisinde yaşamasını teminle mükelleftirler. Allahu Azimüşşan’ın tekvinî ve teklifi kanunlarına harfiyen riâyet eden bu Mü’minler, ölümün olmadığı “Ahiret hayatında” Dârüsselam’da, yani Cennet’te yaşamakla mükâfatlandırılacak; Allah’ın teklifî hükümlerini kabul etmeyen, Allah’a şirk koşan kâfirler ise Ahiret yurdunun diğer mekânı olan Cehennem’de yaşayacaklardır.

Bu dünya yurdunda, can, mal, namus emniyeti içerisinde yaşamamız için Allah’ın bize bahşettiği yere “vatan” diyoruz. Cenab-ı Hak bizlere, dünyanın en güzel yerini vatan olarak bahşetmiş. Biz bu vatanı Allah için çok seviyoruz. Bu sevgi imanın gereğidir. Vatan sevgisi imanın gereği olduğu gibi, Allah’ın emaneti olan bu vatanı korumak da imanın gereğidir.

Mü’min vatanına saldırı olduğu takdirde, zerre kadar tereddüt etmeden onu korumaya koşar. Zaten o durumda yediden yetmişe herkese vatanı korumaya koşmak “farz-ı ayn”dır. İşte Kurtuluş savaşında bu necip millet bunu yapmıştır. 15 Temmuz gecesinde bu millet işte bu şuûrla hareket etmiştir. Bu uğurda canını verenler şehittir. Pek çok hadis-i şerif var: Canını, malını, namusunu korumak için mücadele verirken öldürülenler şehittir. Vatan da hem mal, hem can, hem namus sınıfına girer. Vatan olmazsa, ne mal kalır, ne can kalır, ne da namus. Birinci Dünya Savaşı sonrasında ülkemizin işgal edilmesi esnasında olduğu gibi…

Bakınız ber hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (asm) ne buyuruyor:

“Ebu Hüreyre (ra)’den:“Peygamber (asm)’a bir adam geldi ve: ‘Ya Resûlallah! Birisi gelip de malımı almak isterse ne yapayım?’ diye sordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm):

“‘Ona malını verme’ buyurdu. ‘Öldürmeye kalkışırsa ne yapayım?’ dedi. ‘Sen de onunla savaş’ buyurdu. ‘Ya beni öldürürse?’ dedi. ‘Sen şehid olursun.’

“‘Ya ben onu öldürürsem ne olur?’ deyince:

“‘O Cehenneme gider’ cevabını verdi.” (Riyazü’s-Sâlihîn, Diyanet İşleri Başkanlığı Baskısı, c. 2, s. 576, 1362 no’lu hadis)

15 Temmuz gecesi, Rabbimizin bu vatanı ve bu vatanda yaşayanları nasıl koruduğu yeni yeni ortaya çıkıyor. Bu ülkenin düşmanı devletlerle ve terör örgütleriyle işbirliği yapan o eli kanlı câniler, şayet başarılı olmuş olsalardı, Suriye’yi viran eden o teröristleri, ülkemize sokacak ve burasını da kan gölüne çevireceklerdi. Dünya tarihinde eşine ender rastlanan bir katliâm gerçekleştireceklerdi. Bu ülkede yaşayan hiç kimsenin can, mal, namus emniyeti kalmayacaktı. İşte bunun için dilinden tekbiri ve salavatı, elinden ay-yıldızlı bayrağı düşürmeyen ve bir anda Malazgird zaferini kazanan, İstanbul’u fetheden, Çanakkale’de küffâra geçit vermeyen ecdâdının hâlet-i rûhiyesine bürünen bu necip milleti çok seviyorum. Allah hepinizden râzı olsun kardeşlerim. Allah bu vatanı bize bağışlasın.

Şunu bütün zerrelerimle birlikte söylüyorum: Bu inanç bizde olduğu müddetçe değil yedi düvelle, yetmiş iki buçuk düvelle de savaşırız ve Allah’ın izniyle hepsini mağlup ederiz. Bu böyle biline. Bu ülkeyle göz dikenler bundan böyle ayağını denk alsın…