Ekonominin içine yuvarlandığı kötü durumdan çıkmasına dönük teklifler gündeme geliyor. Söz gelimi üretim, istihdam, ihracat ekseninin sağlam tutulması gerektiği dile getiriliyor. Özellikle de ülkede dar ve sabit gelirlilerin refah seviyesinin yükseltilmesi için üretimin artırılmasına ihtiyaç olduğu son günlerde sıkça ifade ediliyor. İktidar kanadı da özellikle üretim artışı konusunda eskiye göre biraz daha sanki konuya sıcak bakıyor görülüyor. Ancak, 20 yılı aşkın süredir bu gerçeği dikkate almamış olanların bugün ekonomiye bakışlarında bir değişim olduğunu düşünmek sanıyorum gerçekçi bir yaklaşım olmaz.

Hemen belirteyim ki, üretimin artışının yanında istihdamın ve ihracatın artacağı gerçeğini görmek için ekonomist olmak gerekmiyor. Geçmiş yıllar hatırlandığında, Saadet Lideri Temel Karamollaoğlu’nun her fırsatta yatırımların mutlaka üretimi artıracak yönde yapılması gerektiği açıklamalarına AK Parti iktidarının sözcülüğüne soyunmuş medya organlarınca yol ve köprü yapımına Temel Karamollaoğlu’nun karşı çıktığı iddiası ileri sürüldü. Aslında bunu yazanlar da buna inanmıyorlardı ama yandaşlık duyguları gerçekleri böylesine ters yüz etmelerine sebep oluyordu. Bu ülkede yol ve köprü yapılmasına karşı çıktığı yokken haklı eleştirilere verecek cevapları olmadığı için sahte algı oluşturmayı iş edinmişlerdi. Her ne ise, geçmişi unutmamak lazım ama geçmişte yaşamanın ne insanımıza ne de ülkeye kazandıracağı bir şey yok. Bunun için şimdiye kadar yapılması gerektiği halde yapılmamış olanların hiç olmazsa bundan sonra yapılmasında fayda vardır.

Çünkü geçmişe takılıp kaldığımızda her alanda ithalatı düşürecek üretime dayalı yatırımlar yapmak yerine yıllar önce yapılmış fabrikalar bile özelleştirme adı atında satıldı. Düne kadar şeker ihraç eden bir ülke iken şimdilerde şeker ithal ediyoruz, yine düne kadar kendi kendine yeten tarımsal üretime sahip iken şimdilerde dünyanın çeşitli ülkelerinden tarım ürünleri ithal ediliyor. Bunun sonucu olarak da dış ticaret açığımız her sene biraz daha büyüyor, bu ise ülkemizi döviz darboğazına sürüklüyor. Sonuç olarak başka ülkelerin çiftçisini zenginleştirirken kendi çiftçimiz, tarım alanından çekiliyor. Buna bir takım yanlış politikalar da eklenince ortaya topraklarımızı ekecek, üretimi artıracak çiftçi bulamaz oluyoruz. Çünkü artık köylerimiz iyice boşalmış, köylerde birkaç yaşlıdan başka oturan kalmamış durumda. Tarımda üretimi artırmak için ülkemizin önemli bir bölümünde susuz tarımdan sulu tarıma geçilmesini sağlayacak yatırımlar gerektiği gibi takip edilmemiştir. Kısacası, 20 yılı aşkın bir süredir iktidarda olanlara bugün büyümeye odaklanmak gerektiğini hatırlatmadan sonuç alınabileceğini şahsen sanmıyorum.

Çünkü geçmişi biraz olsun düşününce rahmetli Erbakan Hocamın ülkemizin her köşesini fabrikalarla donatmasını hatırlıyorum. Ne var ki, O’nun yaptığı fabrikaların bazı yerlerde durdurulmuş olması, bazılarının özelleştirme yolu ile devre dışı bırakıldığını hatırlamamak mümkün değil. Kısacası rahmetli Erbakan Hocam, ülkemizi fabrikalarla donatırken, nedense bu ülkede yapılan ve üretime geçen fabrikalardan rahatsız olanlar da boş durmadılar. Hayatın her alanında devreye sokulan fabrikalar bugün yok edildi. Bırakın yok edilmesini bazı alanlarda yapılan fabrikaların takibinden sorumlu olan kurumlar bile lağvedildi. Biraz düşününce, bir zamanlar var olan üretim yapan kâğıt fabrikaları, şeker fabrikaları şimdi yoklar. Nedense büyümenin yolunun üretimden geçtiğini unutmayı tercih edenler, ülkemizi her alanda ithalata mahkûm ettiler.