İslâm toplumunu çürüten hastalıklardan biri de “ırkçılık”tır. Bunu tespit eden şeytanın uşakları, Müslümanlar arasında ırkçılık mikrobunu yaymaya uğraşmış, maalesef de bunda başarılı olmuşlardır. Irkçılık haramdır. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Irkçılığa çağıran bizden değildir, ırkçılık için savaşan bizden değildir, ırkçılık üzere ölen bizden değildir.”
(Camiü’s-Sağir, hadis no: 7684)

Cenab-ı Hak insanları farklı farklı ırklarda yaratmıştır. Bunun hikmeti, “tanışmak”, kültürel münasebetler kurmak, farklı kültürlerle, folklorla ortaya çıkacak zenginlikten ve güzelliklerden istifade etmektir. Rabbimiz (cc) meâlen şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız ve aranızdaki münasebetleri bilesiniz diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık.” (Hucurat Sûresi / 13)

Bediüzzaman bu âyet-i kerimenin tefsirine başlarken şöyle demektedir: “(…) Yani, sizi tâife tâife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimâiyeye âit münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muâvenet (yardım) edesiniz, yoksa, sizi kabile kabile yaptım ki yekdiğerinize karşı inkâr ile yabânî bakasınız, husûmet ve adâvet edesiniz değildir.”
(Mektubat, 26. Mektup 3. Mebhas, s. 309)

Bediüzzaman, bu âyet-i kerimeye dayanarak, ırkçılığın zararları ve tahribatı için şöyle demektedir: “Fikr-i milliyet şu asırda çok ileri gitmiş, husûsan dessas Avrupa zâlimleri, bunu İslâmlar içinde menfî bir surette uyandırıyorlar; tâ ki, parçalayıp, onları yutsunlar.

“Hem, fikr-i milliyette bir zevk-i nefsânî var, gafletkârâne bir lezzet var, şeâmetli (uğursuz) bir kuvvet var. Onun için, şu zamanda hayat-ı içtimaiye ile meşgul olanlara, ‘fikr-i milliyeti bırakınız’ denilmez. Fakat fikr-i milliyet iki kısımdır. Bir kısmı menfidir, şeâmetlidir, zararlıdır; başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adâvetle devam eder, müteyakkız davranır. Şu ise muhâsemet (düşmanlık) ve keşmekeşe sebeptir. Onun içindir ki, hadis-i şerifte ferman etmiş: ‘El İslâmiyyetü cebbeti’l asabiyyete’l câhiliyyete’ [İslâm, Câhiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği kaldırmıştır.] Ve Kur’an’da ferman etmiş: (meâlen): [Kâfirler kalblerine câhiliyet taassubundan ibaret olan o gayreti yerleştirdiklerinde, Allah, Resûlü’nün ve mü’minlerin üzerine sükûnet ve emniyetini indirdi ve onlara takvada ve sözlerine bağlılıkta sebat verdi. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah ise her şeyi hakkıyla bilir.”
(Fetih Sûresi / 26)

“İşte şu hadis-i şerif, şu âyet-i kerime katî bir surette menfî bir milliyeti ve fikr-i unsuriyeti kabul etmiyorlar. Çünkü müsbet ve mukaddes İslâmiyet milliyeti, ona ihtiyaç bırakmıyor.” (a.g.e., s. 310)

Menfî milliyetin, yani ırkçılığın zararlarını sıralayan Bediüzzaman, Emevilerin ve İkinci Dünya Savaşı’nda Fransızların, Almanların ve diğer Avrupa milletlerinin yaptıklarını ve başlarına gelenleri nazarlara sunmaktadır.

Rabbimiz mü’minleri kardeş kılmıştır. Hucurat Sûresi’nin 10. âyet-i kerimesine meâlen bakalım: “Mü’minler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.”

Hacca ve umreye gidenler bu kardeşliğin müşahhas örneğini görmüşlerdir. Muhtelif ırklara mensup Müslümanlar, yan yana, omuz omuza namaz kılmakta, tavaf etmekte, sa’y yapmakta, Arafat’ta vakfeye durmakta, birbirleriyle kucaklaşarak muhabbet emektedirler. İşte bu tanışma, kaynaşma, görüşme “müsbet milliyete” bir delildir.

Bütün mü’minler, ırkçılığın haram olduğunu, bu mikrobu içimize şeytanın ve şeytanın uşaklarının yerleştirdiğini hatırlayıp, ırkçılığı reddedip, İslâm kardeşliği ile kucaklaşmalıdır. İşte o zaman devran değişecek, güzel günler gelecektir.