Velîd b. el-Velîd olarak bilinen esirimiz, meşhur Hâlid b. el-Velîd’in (ö. 21/642) kardeşidir. Onun Müslüman oluş süreci, Müslümanların ellerindeki savaş esirlerine güzel muamelede bulunmasıyla başlamıştır.
Velîd, Bedir Gazvesi’nde müşriklerin safında Müslümanlara karşı savaşıyordu. Savaş sırasında, Hz. Peygamber’in halasının oğlu olan ve ilk seriyye kumandanı olarak tayin edilen Abdullah b. Cahş tarafından esir alındı. Esir düşen Velîd savaştan sonra Müslümanlar tarafından Medine’ye götürüldü.
Velîd’in fidye ödeme karşılığında serbest bırakılacağı kararı alınınca abisi Hâlid ve ana-baba bir kardeşi Hişâm, Medine’ye geldiler. Amaçları fidyeyi ödeyerek Velîd’i Müslümanların elinden kurtarmaktı.

Abdullah b. Cahş, Velîd’in esaret bedelinin 4000 dirhem fidye olduğunu ifade edince Hâlid bu meblağı ödemeyi reddetti. Hişâm ise buna çok üzüldü. Çünkü Velîd kendisinin öz kardeşiydi ama Hâlid’in üvey kardeşiydi. Hâlid ile babaları bir olmasına rağmen ayrı ayrı annelerin çocuklarıydılar. Hişâm’a göre babaları farklı olduğu için Hâlid, üvey kardeşinin fidyesini ödemekten kaçınıyordu. Esirin bedeli konusundaki anlaşmazlık Hz. Peygamber’e arz edildi. Durumdan haberdar edilen Hz. Peygamber, Velîd’in serbest bırakılması için fidye olarak babasının savaş teçhizatını vermeleri gerektiğini bildirdi. Fiyat düşürülmüş oldu. Zira gösterişli bir zırh, miğfer ve kılıçtan ibaret olan bu teçhizat 100 dinar kıymetindeydi. Bu da bin dirheme tekabül eder. Yani fidyeyi dörtte bir oranında düşürmüş oldu. Ancak bu defa takasın simgesel bir anlamı bulunuyordu. Zira Velîd’in babası, Mekke’nin eşrafındandı. Silahlarını teslim ederek silahsız kalacak olması ise Müslümanların karşısında gücünü yitirdiğini simgeliyordu.
Hâlid’in itirazına rağmen Hişâm teklifi hemen kabul etti. Anlaşma yapıldı ve silahlar teslim edildi. Esiri kardeşlerine iade ettiler. Velîd fidyesi ödenip serbest kaldıktan sonra kardeşleriyle birlikte Mekke’ye gitmek için yola çıktı. Ama niyeti farklıydı. Çünkü esaret altındayken Müslümanların gerçek yüzünü görmüştü. İslam’ı tanımıştı ve Müslüman olmaya karar vermişti. Zihninde bir plan kurdu. Abileriyle Mekke’ye dönerken onların yanından kaçıp Medine’ye geldi ve Müslüman olduğunu ilan etti. Hâlid, üvey kardeşinin bu davranışına çok kızdı. Hem babalarının ata yadigârı silahlarını ve itibarını hem de kardeşlerini Müslümanlara kaptırmışlardı. Medine’ye gelerek kardeşiyle tartıştı ve ona tepki gösterdi. Velîd’e, “Madem Müslüman olacaktın; niçin bize fidye ödettin?” diye çıkıştı. Velîd şöyle dedi: “Diğer esirler gibi benim de fidyemin ödenmesini istedim. Çünkü eğer fidye ödemeseydiniz Kureyşliler, ‘Fidye vermek istemediği için Müslüman oldu’ diye dedikodu yayacaklardı. Ben de bu propagandayı boşa çıkarmak istedim” dedi.
Velîd’in Müslüman oluş sürecinde Bedir esirlerine çok iyi davranılmasından ve yiyeceklerin onlarla paylaşılmasından etkilendiği anlaşılmaktadır. Çünkü Kur’an’da Müslümanların esirlere muamele tarzı şu şekilde tarif edilmiştir: “Onlar, kendileri (yemek) istedikleri halde yiyeceği yoksula, yetime ve esire ikram ederler. (Ve şöyle derler:) “Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” (İnsan 76/8-9) Müslümanların esirlere davranışından etkilenen Velîd sonraki yıllarda da Bedir’de gördüğü muameleden hep memnuniyetle bahsederdi.
Müslüman olan Velîd, daha sonra kendilerine güvendiği iki kardeşiyle birlikte Mekke’ye döndü. Akrabalarının kendisine kötü davranacağını bilmiyordu. Mekke’ye varınca akrabaları Velîd’i, aynı kabileden daha önce İslâmiyet’i benimseyerek Habeşistan’a hicret eden ve Mekke’ye döndükten sonra hapiste tutulan Ayyâş b. Ebû Rebîa ve Seleme b. Hişâm’ın yanında zincire bağladılar. Çünkü Müslüman olmuştu. Böylece Velîd de hicret etmesine izin verilmeyen “müstaz‘af”lar grubuna dâhil oldu. Mekke’de esaret, fiziksel işkence ve fikri abluka altına alınan bu ezilmişlerle ilgili ayet şöyledir: “Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4/75) Gerçekten de Hz. Peygamber bunları hiç unutmadı ve onları kurtarmak için her yolu denedi. Hz. Peygamber, Velîd, Ayyâş ve Seleme ile diğer müstaz‘afların kurtulması için üç yıl dua etti. Esirleri hiç gündemden düşürmedi (Buhârî, “Eẕân”, 128, “Cihâd”, 98, “Daʿavât”, 58; Müslim, “Mesâcid”, 294-295). Bu davranışı Müslümanların, diğer kardeşleri esaret altındayken rahat uyuyamayacaklarını gösteren en önemli sünnetlerden birisidir. Hz. Peygamber duanın yanı sıra onların esaretten kurtulması için de çeşitli girişimlerde bulundu. Nihayet esaret altındaki Velîd bir fırsatını bulup kaçtı (İbn Sa‘d, IV, 132).
Velîd’in ne kadar esaret altında kaldığını tam olarak bilemiyoruz ama Velîd, Mekke’den kaçarak Medine’ye geldi ve Müslümanlara katıldı. Velîd Mekke’den uzak kaldığı yıllar boyunca kardeşi Hâlid ile bağını hiç koparmadı. Ona sürekli mektuplar göndererek onu İslam’a çağırdı. Mektubunda İslam’ın güzelliklerinden bahsetti. Hâlid b. Velîd’in Müslüman olmasına en fazla etki eden faktör, bu mektuplardaki nezaket, güzel üslup ve veciz sözlerdir.
Velîd esaretten kaçıp Medine’ye ulaştıktan sonra Hz. Peygamber’in emriyle Mekke’ye gizli bir görevle döndü. Görevi, esaret altındaki diğer Müslümanları kurtarmaktı. Müslümanlığını gizleyen bir demircinin yanında bir süre kalıp çalıştı ve keşif faaliyeti yürüttü. Tâif civarındaki mülklerini elden çıkardı. Bu ticari faaliyetlerinin arasında Ayyâş ile Seleme’ye Resûlullah’ın kaçmaları yolundaki emrini bildirdi. Artık komutanlıkla esirler arasında bağ kurulmuş ve operasyon hazırlığı başlamıştı. Onlarla birlikte Hz. Peygamber’in hicret yolunu takip ederek Medine’ye döndüler. Peşlerine düşen Hâlid ile bazı müşrikler onlara yetişemedi (İbn Sa‘d, IV, 132-133). Görüldüğü gibi Hz. Peygamber, bizzat esirlerin durumunu takip etmiş, sorunlarıyla ilgilenmiş ve kaçış süreçlerini takip etmiştir. Bu, insanlığa örnek olarak seçilmiş son peygamberin devlet başkanlarına, liderlere, siyasetçilere ve bürokratlara bıraktığı en önemli sünnetlerden biridir.
Velîd, Hz. Peygamber’in Hudeybiye Antlaşması’ndan sonraki yıl ashabı ile birlikte yaptığı umre (7/629) olan Umretü’l-kazâ’ya katıldı. Hâlid ise Umretü’l-kazâ sırasında Müslümanların Mekke’ye girişini görmemek için oradan uzaklaşmıştı.
(Devam edecek.)