Balinalar Neden İntihar Eder:

Bilindiği gibi denizlerin kralı balinalardır. Güçlüdür, akıllıdır, büyük bir enerji ve güce sahiptir. Bir tanesini yakalamak bile büyük bir mücadele gerektirir. Tehlikelidir. Ama ondan elde edilen faydalı şeyler ve sağladığı zenginlik o kadar fazladır ki, balina avcıları her tehlikeyi ve hatta birbiri ile savaşı bile göze alırlar.

Lakin, böylesine değerli ve her türlü güçlüğe göğüs gerebilen ve üstesinden gelen bu muhteşem yaratıklar zaman, zaman anlaşılmayan sebeplerden dolayı  guruplar halinde kendilerini sahillere vururlar ve intihar ederler. O kıyılarda yaşayan binlerce kişi onları tekrar denize iterek kurtarmaya çalışırlar. Ne yazık ki başarı oranı azdır, çünkü kendini kaldırıp kıyıya atan balinalar adeta yaşam enerjisini ve istemini yitirmiştir. Balina artık sulara dönmek bile istememektedir.

Bazı araştırmalara göre onların kulaklarına kaçan zararlı bakteriler, beyin ve yön algılamalarını yok ederek buna sebep olmaktadır. Sebep ne olursa olsun, sonuçta balinaların yaşam savaşı verme gücünü yitirip hayat enerjisini kaybetmesi kendi sonunu hazırlar.

Acaba insan gurupları da zaman zaman benzer bir süreçten mi geçmektedirler Son olaylara bakınca insanın aklına bunu sormak geliyor.

Ankara Anlaşması Ek Protokolünün imzalanması:

1- Aralık 2004 Brüksel Zirve Bildirgesi Kıbrıs la ilgili Ek Protokolün mutlaka bu yaz imzalanmasını şart haline getirdi. Oysa o zamana kadar, Türkiye ye böyle bir şart dayatılmamıştı. Bu başarı (!) AKP hükümetine ait ve onların çalışmaları sonucudur. Geçen 7 ay boyunca Türkiye nin her kesiminden uyarılar ve itirazlar geldi ama  halkı dinleyen kim Avrupalılar bastırdılar ve hükümet gizlice, sessizce, herkes tatilde iken Brüksel deki elçimize dokümanı imzalama emrini verdi.

2- Avrupa devletleri Türkiye nin AB üyeliğini istemediklerini, ellerinden geldiğince bunu engelleyeceklerini açıkça belli ettiler. Dolaylı değil, direkt ve net olarak söylediler, ama kulaklara kar suyu kaçanlar asla duymadılar. Yani kısacası, AB ye tam üye olarak girilmeyeceği net olarak belli olmasına rağmen, Türkiye hükümeti ek protokolü imzaladı. Bu da asla unutulmamalıdır.

3- Halkı sakin tutmak ve "zevahiri kurtarmak için" hükümet, Ek Protokolle birlikte Ek Deklarasyon yayınlayacağını söyledi. Aynı gün, Tony Blair de "Türkiye istediği şeyi yayınlamakta serbesttir" şeklinde bir cevap verdi. Yani, "bu olay hukukidir, bağlayıcıdır" demedi. Kısaca, "Hiçbir siyasi veya hukuki etkisi olmaz" manasında bir cümle kullandı. Hükümet mensuplarının bu kadar "Avrupa düşkünlüğü" de ülkeye zarar vermeye başladı, ama bunu göremiyorlar.

AB Müzakere Çerçevesi:

Avrupa Birliği ne üye olmayı, Atatürk ten bu yana yapılan, "en büyük medeniyet projesi" olarak adlandıran AKP hükümetinin tutum ve davranışları artık anlaşılır olmaktan çıkmıştır.  AB ye alınma çabaları, Lüksemburg a gidişler, AB nin  Türkiye ye verdigi inanılmaz Müzakere Çerçeve Belgesi ile Türkiye nin Avrupa macerası çok garip ve hayli tehlikeli bir konuma girmiş bulunmaktadır.

Madem mukayese yapılıyor, o zaman sormak lazım: Acaba büyük Atatürk başta olsa idi, Avrupalılar Türkiye ye böyle bir muamele çekmeye cesaret edebilirler miydi Acaba işler bu şekilde mi yürütülürdü Şu anda yapılanlar hangi milli duruşa veya milli çıkarlara göre yapılıp yürütülmektedir

Hangi devlet sırf bir guruba katılabilmek veya bir kulübe üye olabilmek için milli gururunu bu kadar ayaklar altına atmıştır

Avrupa Birliği Üyelerinin Taraflı Tutumu:

1- Kıbrıs ta, tüm fedakarlığı Türkler yaptığı halde neden Türklere hiç bir olumlu şey reva görülmemişken, her şeyi red eden Yunanlılar ve Rumlar ödüllendirilmektedir Ama işin en garip tarafı da Türkiye deki medya ve elit kesimin büyük bir kısmının bu olaylardan rahatsız olmaması ve bunları sorgulamamasıdır.

2- Gerek Yunanlılar ve gerekse Kıbrıs Rumları, Türkiye ye verilen Müzakere Çerçeve Belgesi nden memnun ve tatmin olduklarını belirtmişlerdir. Burada bir gariplik yok mudur ..  Neden Türkiye de kimse bunu garip bulup üstünde durmamaktadır

3- Hâlâ, hükümettekiler "Avrupalıları memnun edelim de, onlar da bize iyi davransınlar" mantığı ve ruh hali içerisinde çırpınmaktalar. Verilmeyen ne kalmıştır Hâlâ neyin peşindedirler

4- Müzakere Çerçevesi ile Türkiye nin eli ayağı bağlanmaktadır. Yeni taviz talepleri yoldadır. Hâlâ daha neden bu tutumda ısrar edilmektedir

Hükümet arasıra, halka karşı prim yapmak, "hava atmak" için sözde sert çıkışlar da sergilemektedir.  Herkesi kandırmaya daha ne kadar devam edeceklerdir

Bu şartlar altında, Türkiye öylesine zayıf ve biçare bir imaj yansıtmaktadır ki, Avrupalılar, bu durumda sözlerini tutmak bir yana, acaba daha başka neler istesek diye düşünmeye başlamaktadırlar. Unutmayın bu Avrupalılar, 1918 de gelip ülkemizin dört yanını işgal eden  Avrupalıların torunlarıdır. Daha başka bir davranış beklememiz garip olurdu. Asıl kendimizin neden bu kadar "saf olduğumuzu" sorgulamamız gerekmektedir.

Dış politikada aktif, dinamik, etken bir politikaya geçmek varken ve her türlü şart elimizde iken, Türkiye olarak durgun, edilgen ve kendini kaderine salıvermiş bir psikoloji sergilemek, sadece "yaşam gücünü yitirmişlik" olarak algılanabilir ve sonuçları daima hüsrandır. Ama Türkiye ne yazık ki şu sıralarda sadece bu imaji sergileyebiliyor. Dışarıdakileri memnun etmenin dışında bir şey düşünemiyor. Neden

Türkiye ye ve Türklere ne oldu acaba :

İki cihan savaşında da haklarını ve vatanlarını korumak için her türlü fedakarlığa katlanan ve çok başarılı mücadele verebilen bu toplum, psikolojik olarak, o kadar mı özverisini ve ümidini yitirdi   Yoksa kendini kendi yapan değerler silsilesi mi bir erozyona uğradı Ne oldu da böyle aciz bir durum sergilenmeye başlandı

Yoksa, balinaların o anlaşılmaz intiharı gibi kendi kendimizi yok etmek sürecine mi girdik Bu iş için özel olarak seçilerek gelmiş veya getirilmişler mi var Bu olayların arkasındaki güçler kimdir

Türk toplumu olağanüstü olaylar, gelişmeler, aldatmalar, yanıltmalarla karşı karşıyadır. Ortada anlaşılmaz, esrarengiz, anlatılamaz durum ve gelişmeler mevcut. Silkinmemiz gerekmektedir, çünkü herşeye rağmen zafer, mücadeleden vazgeçmeyenlerindir.