Cumhurbaşkanının, Başbakanın, değerli bir tarikat

şeyhinin veya Diyanet İşleri Başkanı nın, veya cami imamının bir piknik yerinde

hanımıyla koşma yarışına girdiğini düşünün.

Önce parti üyeleri, müritler, din görevliler ve cami

cemaati onu önce ayıplar sonra...

Sonra her vesile ile dine saldıran televizyon

programcıları bu konuyu allayarak pullayarak dillendirirler.

Açık oturumlar düzenlerler ve bu yarışı yapanın insan

içine çıkmasını engellerler.

Eşiyle yarış yapan bir ilim adamını da hem sağcılar, hem

solcular, hem de futbolcular ayıplayıcı demeçler verebilirler.

Halbuki Hz. Aişe validemiz bize haber veriyor ve diyor

ki: Ben Peygamberle ayaklarımla yarış yaptım ve ben onu geçtim. Ben

şişmanladıktan sonra yaptığımız yarışta ise O beni geçti (Ebu Davud, Sünen, K.

Cihad, Bab 68, Hadis 2578)

Şehrin merkez cami imamının bir gün çocuğunu omzuna

alarak camiye geldiğini ve sünnet namazlarını kılarken çocuğunun omuzda

olduğunu, secdeye varınca indirdiğini, ayağa kalkarken omzuna aldığını düşünün

ve arkasından basında kopacak fırtınaya dayanacak bir savunma kalkanı

hazırlayın.

Ebu Katade anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve

selem bizim yanımıza geldi. Omzunda Zeyneb in kızı Ümame (yani torunu) vardı.

Namaz kılmaya başladı. Rüku ve secdeye vardığında onu indiriyordu. Başını

kaldırdığında Onu da omzuna kaldırıyordu diyor. (Buhari, Sahih, K. Sütratül

müsalli, hadis 393, Edeb, hadis 5650)

İlahiyat fakültelerinde, cami kürsi ve minberlerinde bu

hadisler okunur, okutulur ama uygulamaya gelince bir kısmı işimize gelmediği

için, bir kısmı da yaparsak ayıplanırız diye uygulanmaz.

Batılı siyasiler, seçim zamanlarında basına da haber

vererek günlük yaşantılarından haber yapmalarını isterler.

Çünkü evini iyi idare edenler, ülkesini de iyi idare

ederler.  

Kur an-ı Kerim in müşahhas/somut örneği olan Sevgili

Peygamberimizin hayatı yalnız bilgi vermek ve bilgilenmek olarak kalmamalı.

O örnek peygamberimizin hayat kumaşı, renk renk, desen

desen, bizim hayat kumaşımıza işlenmeli.

Hani kadınlarımız, komşu kadından örnek kanaviçe

getirirler. O kumaştan, onun ipliğinden, markasından, renklerin numarasından,

iğnesinden bütün malzeme alındıktan sonra örneği önlerine koyarlar ve iğne

batırma sayılarına dikkat ederek işlemeye başlarlar. Sayıları bir fazla

yaparlarsa olmadığı defolu olduğu gibi, bir eksik yaparlarsa da defolu olur.

Aile yönetiminden devlet yönetimine, komşuluk

ilişkilerinden uluslararası ilişkilere kadar her konuda onu örnek alır ve ne bir

fazla ne bir eksik yaparsak hayat kumaşımız defosuz olur.

Hepimiz biliriz ki ilk Müslüman olan dört kişi, Hz.

Hatice, Hz. Ali, Hz. Zeyd bin Harise ve Hz. Ebubekir dir.

Biri kadınları, biri genç ve çocukları, biri işçileri,

biri işverenleri ve kültürlü insanları temsil eder.

Bu olay bile bizim muhataplarımızın topyekûn insanlar

olduğunu, sınıf ayırımı yapılmaması gerektiğini ifade eder.

Gençliğe sahip çıkalım sözünü çok duydum da

İhtiyarlara sahip çıkalım sözünü hiç duymadım. Halbuki milletin şikayetçi

olduğu kanunları çıkaranlar ve bu kanunlarla kayırmalar yapanlar, kırkın

üstünde adamlar. Uyuşturucu ticareti yapanlar, kadın ticareti yapanlar,

babalar, hortumcular, terör örgütü başları hepsi kırkın üzerinde adamlar.

Türkiye de ve dünyada ihtiyarlık sorunu var. Basını ve

siyaseti ihtiyarlar yönlendirdiğinden kendi sorunlarının kapatılması için

gençlik sorunlarıyla bizi meşgul ediyorlar.

Bizler, kadınlarımızı, gençlerimizi, işçilerimizi,

işverenlerimizi, aydınlarımızı aynı yakın mesafeden takip edip iki dünyalarının

güzel olması için Sevgili Peygamberimizin gece gündüz çalışması gibi bir

çalışma içine gireceğiz.

Mesela bu günden başlayarak bir çocuğa, bir ihtiyara, bir

kadına, bir aydına, bir işçiye, bir işverene Kur an-ı Kerim i manasıyla beraber

öğretme çabasına girelim.