İktidar sözcülerinin açıklamaları ve yandaş medyadaki yorumlara baktığımızda ekonomi uçuyor. Keşke ekonomi müspet anlamda uçsa da, ülkemiz özellikle dış borçlardan kurtulsa bu ülkenin her ferdi mutlu olsa. Ama gerçekler iktidar kanadından yapılan açıklamalara uymuyor. Tek yönlü olmadan medya biraz olsun takip edildiğinde görünen o ki, toplumun önemli bir kesimi aldıkları kredinin zamanı geldiğinde taksitini ödeyemediği için takibe girmiş durumda. Bu arada özelikle korona salgınının da etkisiyle orta direk alım güncünün sürekli zayıflaması sonucu fakirleşirken, yeni zenginlerin türediği haberleri sıkça gündeme geliyor. Yani, toplum gelir itibariyle zenginler ve fakirlerden oluşuyor. Toplumu ayakta tutan, genellikle orta direk olarak nitelendirilen orta gelir seviyesindeki insanlar giderek yok oluyor. Bu durumu geçen hafta bir gazetemizde yayınlanan haberden kısa bir alıntı yaparak ifade etmek istiyorum.

“ Koronavirüs döneminde, milyonlarca işçi işinden olup evine kapanıp, işsiz sayısı 10 milyona ulaşırken, 17 milyon da devlet yardımı ile hayatta kalmaya çalışıyor. 2020 Mart ayından 2021 Haziran dönemine kadar geçen sürede milyoner olanların sayısı ise yüzde 45 arttı ve Haziran itibariyle 358 bin 760 kişiye çıktı. Gelir uçurumu hızla büyüdü.”

Bu arada özellikle tarımsal üretimde maliyetlerin hızla arttığı, buna karşılık üreticinin ürünün eline geçen paranın harcadığını karşılamayacak rakamlarla çıktığı söz konusu. Kısacası tarımsal üretim alanında üretici de, tüketici de zarar ederken tek kazanan aracılar ya da sermaye sahipleri oluyor. Böyle bir tabloyu ekonominin uçuşu olarak nitelendirmenin doğru olup olmadığının gözden geçirilmesi gerekiyor. Elbette, batmış bir ekonomide bile bazılarının kazancı uçuşa geçebilir, Ancak önemli olan husus milli gelirden her kesimin aldığı payın adil olması gerekir. Böyle olmadığı takdirde toplumda küçük bir azınlık milyonlarına milyon katlamaya devam ederken, fakirler giderek daha da fakirleşiyor demektir. Böyle bir durum söz konusu ise ekonominin uçtuğundan bahsetmenin doğru olmağını söylemeye bile gerek yok. Okulların açılmak üzere olduğu şu günlerde okul çantasının 361 liraya doluyor olması bile ekonominin uçmaktan çok yürümeye çalıştığını gösterir. Çünkü bugün herkesin bildiği bir gerçek var ki asgari ücret açlık sınırının altında kaldı. Milyonlarca emekli asgari ücretin altında bir maaş alıyorlar. Bir başka ifadeyle asgari ücretle yeni işe başlamış bir gencin aldığı parayı ay sonuna kadar yetiremiyor olması ekonomideki gerçek durumu göstermeye yetecektir.

İşin geleceğe dönük endişe verici bir başka boyutu da çiftçinin girdi fiyatlarındaki enflasyonun yüzde 28-30 arasında seyrediyor olmasıdır. Bu artışın satış fiyatlarına yansıyıp yansımadığına az evvel dikkat çekmeye çalışmıştım. Yansıması bir dert yansımamsı bir başka dert. Çünkü çiftçinin üretici fiyatlarındaki artışın ürünlerdeki fiyatlara yansıması halinde tüketicinin bu ürünleri alabilmesi imkânsız hale gelecek, yansıtmaması ise gelecek sene tarım ürünleri üretiminde ciddi azalma söz konusu olacaktır. Böylesine bir çıkmazın söz konusu olduğu, üreticinin de tüketicinin de sıkıntı çektiği bir sistemde ekonominin uçuşundun söz etmek mümkün değil.

Tüm bunları felaket tellallığı yapmak için hatırlatıyor değilim. Toplum olarak her sokağa çıktığımızda, alışveriş için çarşıda dolaştığımızda söylenenler ile piyasanın birbirine uymadığı zaten görülüyor. Böyle olunca ekonominin uçtuğu, sıçradığı yönündeki açıklamalar toplumun moralini düzgün tutmaya yönelik olabilir. Ancak, laf ile karın doymaz misali yapılan açıklamalardan çok uygulamanın dar ve sabit gelirlilerin derdine derman olması gerekiyor.