"Türkiye ne kadar bağımsız " gibi önemli bir konuyu ele alırken, dünkü bölümde bir devletin bağımsızlığı o devletin silah gücü ile sağlanır ve yine bir devletin bağımsızlığı o devletin bağımsız paraya dahil olmasıyla sağlanır dedik. Bugün de bağımsızlık meselesinin temel eksenlerinden olan "dış borçlar" ve "adil yargı" konuları üzerinde duracağız.

*

3) Bir devletin bağımsızlığı dışarıya karşı borçlu olmamasıdır.

Devlet devletten borçlanmaz, borç para almaz; almamalı. Hukuk güvencesinde tüm insanlar ve firmalar diğer firmalara elbette borç verecekler ve alacaklardır. Zaten para bir borç senedidir. Ama bu özel borçlanmalarda devlet sadece hukuk kuralları içinde kefildir; faiz dışı borç ve alacaklara kefildir. Devlet ekonomik zararları yüklenmez.

Türkiye bu "borçlar meselesi" bakımdan da bağımsızlığını yitirmiştir.

Türkiye nin kendi yıllık bütçesinin iki üç katı dış borcu vardır ve bu borç her yıl katlanmaktadır. Ülkenin tüm gelirleri sadece faizlere bile yetmemektedir.

Türkiye gerçekten bağımsız olmak istiyorsa, derhal ve acilen bir-iki yıl içinde dış borçlarını tasfiye etmek durumundadır. Bugün Türkiye nin bu gücü vardır.

Türkiye acilen borçlarını tasfiye etmeli, ondan sonra da borçlanmamalıdır.

Türkiye iç borçlarını da para basarak hemen ödemelidir. Bir defaya mahsus enflasyon olur. Bu hastayı ameliyat etmek gibidir.

Türkiye dış borçların tasfiyesine bugün muktedirdir. Ama 10-15 (on-onbeş) sene sonra artık bu gücü de bulamayacaktır. Türkiye dış borçlarını tasfiye edebilmesi için; a) Dolar borcunu TL borcuna çevirmeli, b) Nakit borcunu mal borcuna çevirmeli, c) Borcu iştirake çevirmeli, d) Faizli borcu kredileşme borcuna çevirmelidir.

Türkiye bir an önce dış borçlarını tasfiye etmeli, bunun için savaşı bile göze almalıdır.

*

4) Bir devletin bağımsızlığı şöyle dursun, varlığı bile "adil yargı sistemi"ne dayanır.

Devlet var demek; sokakta yürüyen bir insanın bu ülkede devlet var, benim malıma, canıma kimse dokunamaz deyip rahatça yürüyebilmesi -mesela, bugünkü gibi kapkaç olmaması- demektir. Yine devlet var demek; sokakta yürüyen bir insanın ben kanunlara uymak zorundayım, yoksa bu ülkede devlet var, hemen enseme yapışır, kendimi kurtaramam demektir.

Ne yazık ki, on sene süren davalarla ve usulden bozulan kararlarla ülkemizdeki "adalet sorunu" çözülmüş değildir; yansız, bağımsız, saygın ve etkin bir yargı sistemi kurulmuş değildir.

Biz bugünkü hâlimizle adeta devlet öncesi zamanda yaşıyoruz. İş mafyaları, rüşvet mafyaları, senet mafyaları ve silahlı mafyalar kol gezmektedir. Adil bir yargı sistemi olmalıdır. Bunun için soruşturma, bilirkişi, savunma ve hakemler yüksek kurullarını kurmalıyız. Hakimler ne soruşturma yapmalı ne de karar vermeliler; hakimler sadece davaları yürütmeliler. Soruşturmayı bağımsız yüksek kurul, yani polis yapacaktır. Soruşturma raporları tarafların seçeceği iki bilirkişi ve onların seçeceği baş bilirkişinin raporlarına dayanmalıdır. Soruşturma bağımsız kurum tarafından yani polis tarafından yürütülmeli ve hakemlerin denetiminde olmalıdır. Savunma savcılığı siyasi partilerin atayacakları bağımsız avukatlık kurumuna dönüştürülmeli ve avukatların ücretlerini devlet ödemelidir.

*

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken siyasi bağımsızlığımızı kazandık.

Ordumuz sayesinde bugün de bu bağımsızlığımız korunmaktadır.

Ama iki gündür yazdığım üzere, dört koldan bağımsızlığımızı kaybetmiş bulunuyoruz. Düşmanlarımız ordumuzu da küçülterek Türkiye yi ortadan kaldırmak istiyorlar.

Ülkemizin ve demokrasinin yaşamasını istiyorsak; siyasi partilerin ve yöneticilerin akılları başlarına gelmeli, gerekli hazırlıklarını yaparak iktidarı ve muhalefeti ile ülkenin bu konulardaki bağımsızlığını nasıl sağlayacaklarını anlatarak seçimlere girmelidirler.

Yoksa, sonra tek çare kalır; yeni bir istiklâl savaşı

Türk halkına da tavsiyem; bağımsız olmanın olmazsa olmaz temel şartlarından olan yerli silah gücü, bağımsız para politikası, dış borçların ödenmesi ve adil bir yargı sistemi konularında çare ve çözümler üreten parti veya partilere yani "Millî Görüş"e yönelmesidir.