Bugün dünya üzerinde içten içe süregelen bir savaş vardır ve bu savaş "sömürü sermayesi" ile "dünya halkları" arasındaki "ekonomik savaş"tır.

Bu savaşın şimdilik belli başlı mağdurları vardır.

Bu savaşın en başta gelen mağdurları Irak taki Araplar ile Filistin deki Filistinlilerdir. Bu arada Filistinlilere zulmeden sözde devlet İsrail deki Yahudiler de aslında mağdurdurlar. Neden mağdurdurlar Çünkü, huzur içinde bağımsız bir devleti kurmak varken; yıllardan beri her gün kanlar içinde ülke ve bölge harap ve bitap olmaktadır. Üstüne üstlük bunu yapan Yahudiler de dünyanın nefretini kendilerine çekmektedir.

Bu savaşın ikinci büyük mağduru ise bu zulümleri yapan veya yaptırılan ABD halkı olmuştur. Biz Türkiye ve Türkler olarak şimdilik sadece sömürülüyoruz, sömürü sermayesi henüz bizi savaşa sokamadı ama ABD liler Irak ta ve dünyanın başka yerlerinde sermayenin menfaatleri için her gün ölmektedir! Bu savaşta sermayenin üçüncü mağduru AB ülkelerindeki halk yani bugünkü uygarlığın kurucu kitlesi olan Avrupa ülkeleridir. Bu ülkelerdeki halk yeni döneme adımlarını atarken perişan bir halde ahlâksızlaşarak, küçülerek ve aile yapısı çöktüğünden nüfusu azalarak atmaktadır. Bu savaşta eski Sovyetler halkı ile Çin halkı da mağdurlar arasındadır, ancak onlar değişik şekillerde kendilerini kurtarmak üzeredirler.

"Sömürü sermayesi" ile "dünya halkları" arasında içten içe devam edegelen bu "ekonomik savaş"ta dünya ile birlikte Türkiye ve Türk halkı da sömürülüyor dedik.

Bu meseleye biraz daha dikkatli bir şekilde yoğunlaşmamız, anlamamız, kavramamız ve mümkünse çözümler de üretmemiz gerekiyor.

Biz de öyle yapalım.

*

1) Bir devletin bağımsızlığı o devletin "silah gücü" ile sağlanır.

Savaşlar yeni silahla kazanılır. Almanlar füze ile dünyayı kasıp kavurdu. İngilizler radarla kendilerini kurtardı. ABD atomla Japonya yı çökertti.

Türkiye helikopter savaşı ve asker millet olma özelliği ile Kıbrıs ı kurtardı.

Türkiye silah bakımından bağımlı ülke hâline getirilmiştir, silahını kendisi yapmıyor.

Türkiye askeri açıdan yeniden yapılanmalı, her bölgeye bir ordu yerleştirilmeli, bu ordulara silah için tahsisat verilmeli ve her ordu kendi silahını kendisi gizlilik içinde imal etmeli. Bir ordunun ürettiği yeni silahı diğer ordular bile bilmemeli. Her bölge farklı coğrafi şartlara ve düşmanlara sahiptir, bundan dolayı her bölge kendi şartlarının gerektirdiği farklı savunma silahları geliştirmelidir. Ordunun müdahalelerde bulunmaması için de o ordunun askerleri o bölgeden değil, ülkenin diğer bölgelerinden gönüllü olarak gelmelidir.

*

2) Bir devletin bağımsızlığı o devletin "bağımsız para"ya dahil olmasıyla sağlanır.

Bir devlet kendi ülkesini ve ekonomisini yönetmek için kendi parasını değerlendiremiyorsa, o ülke bağımsızlığını kaybetmiş demektir.

Türkiye bugün maalesef para politikaları açısından kötü durumdadır.

Türkiye nin parası dün işe yaramıyordu, enflasyona tâbi idi; bugün ise kıymetli parası var ama onu kullanamıyor. Para gerektiği gibi kullanılmadıkça bir işe yaramaz.

Türkiye bugün çok zengin bir ülke olmasına rağmen yoksulluktan kıvranmaktadır, çünkü kendi parasına kendisi faiz ödemektedir! Bunu değil normal insanlar, akıl hastaları bile yapmaz.

Türkiye gerçek anlamda bağımsız olmak için bir şeyler yapmak zorundadır.

Türkiye günümüzde uyguladığı para politikaları sebebiyle esir durumundadır.

Oysa çözüm olarak bu konuda yapılacak iş çok basittir: Türkiye faizleri sıfırlayıp "kaydî para"yı yani kart sistemini yaygınlaştırmalıdır. Karşılıksız para çıkmamalıdır, çünkü kimse kimseye karşılıksız bir şey vermez. Faiz olmadığı için de kart mağdurları olmaz. Mal veya emekle ödeyemeyen kimselerin kart kullanma yetkisi kaldırılır.

Türkiye bunları yaparsa bir gecede para bakımından bağımsız hâle gelir.

*

Diğer iki ana konu ise "dış borçlar" ve "adil yargı" meseleleridir.

Onları da yarın ele alalım, inşaallah