Barışa, huzura ve sükunete en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde Ankara’da patlatılan bombalar Türkiye’yi derinden sarstı.

Milletimize kasteden operasyonlar hız kesmiyor. Batı ve Siyonist ittifakı Türkiye planını uygulamaya başladı. Çevremizde yıllardan beri süren işgal ve iç savaş yangını şimdi bize de sıçramış görünüyor. Bu ateş söndürülemezse tarihi birikimlerimizle birlikte geleceğimiz de heba olur. Ayrıca zamanlama büyük önem arz etmektedir. Yaşadığımız coğrafyada haritalar yeniden çizilmekte ve Rusya’nın Suriye’ye hava operasyonuyla iki kutuplu dünyaya yeniden dönülmüştür.

Türkiye uzun bir zamandan beri kuşatılmışlık hali yaşıyordu. Süreç birinci körfez savaşıyla başladı. Takvimler 7 Ocak 1991’i gösteriyordu. Bilindiği gibi Bush liderliğindeki ABD, dönemin Irak başkanı Saddam Hüseyin’in elinde tehlikeli silahların bulunduğunu öne sürmüş ve bu yalana dayanarak Irak’ı işgal etmişti. Adına Yeni Dünya Düzeni (YDD) dedikleri (kaosa dayalı) yeni bir dünya sistemi kuracaklarını ilan etmişlerdi. Bu süreç bölgeye işgal, yıkım, katliam ve kaostan başka bir şey getirmedi. Arkasından 2003 yılı Mart ayında Irak’a ikinci bir müdahale geldi. Aslında bu hücum Irak’la sınırlı değildi. Bu yeni müdahale biçimi “Ortadoğu’nun Dönüştürülmesi” olarak duyuruldu. Asıl maksatları bu başlık altına gizlenmişti. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 İslam ülkesinde operasyonlar başlatılacaktı. Bu dehşet verici hedeflerin içerisinde yer aldığı plana BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adını verdiler. Dönemin T. C. Başbakanı’nı da İspanya Başbakanı ile birlikte BOP eş başkanı olarak görevlendirildi. Bu uğursuz plan gecikmeden uygulamaya konuldu. Bu defa Mart 2013’te ülkelerin bölüneceği duyuruldu ve yeni haritalar ilan edildi. Bütün bunlara hep sessiz kalındı. Hükümet tarafından ne karşı çıkan oldu, ne de resmi bir kınama geldi. Millete karşı bol bol “Türkiye kendi bağımsız politikalarını uyguluyor” propagandası yapıldı. Bu bağlamda, başta Suriye olmak üzere komşularımızla “sıfır gümrük” ve vizelerin kaldırılması anlaşmaları yapıldı. Nerede üretildiği, kaç adet imal edildiği, hangi ülkelerden sipariş alındığı veya kimlere satıldığı/satılacağı belirtilmese de bazı stratejik ürünlerin yerli üretimine başlandığı propaganda edildi. Başörtüsünün serbest bırakılması, okullarda Kur’an-ı Kerim’in seçmeli ders olarak müfredata ilave edilmesi gibi hayırlı adımların atıldığını da not etmemiz gerekiyor. Ancak bugün yanlışlığı fark edilen çözüm süreci de aynı dönemde uygulamaya konuldu. Görüldüğü gibi plan tıkır tıkır işliyor.

Rahmetli Başbakan Erbakan’ın “ekran başka, gerçek başka” sözünü hatırlamamak mümkün değil. Ne kadar acıdır ki; günümüzde mümkün olmayan bir başka şey daha var: Bütün bu bilgi-belge ne varsa insanların önüne koyuyorsunuz, adeta büyülenmiş gibi tepki verilmiyor. Bu korkunç bir durum. Tıpkı Cemaatin önceki seçimlerde; “Saadete verilen oylar CHP’ye gider” propagandası yaptığı halde, yani, CHP’ye oy verilmesine şiddetle karşı durmalarına rağmen büyük oranda yerel seçimlerde oylarını CHP’ye genel seçimlerde ise HDP’ye vermeleri gibi. Aklıselim olan bir insan bu savrulmayı izah edecek kelime bulabilir mi

Bütün bu olup bitenlerin, yıllarca devam etmekte olan işgallerin Türkiye için bir hazırlık olduğu gerçeği yeni yeni fark ediliyor. Eğer yeterince mesele anlaşıldıysa derhal gereği yapılmalıdır. Yok anlaşılmadıysa millet olarak dövünmeye az kaldı demektir.

Uyanma vakti gelmedi mi, ne zaman uyanacağız