ÇEK maçından sonra yazdığım yazıda, “Haziran da Fransa’da genelde güzel geçer...” diye bir cümle kurmuştum. Hani bu yaştan sonra bu beni çok fazla ilgilendirmiyordu ama, Milli Takım için büyük önem taşıyordu. Oldu da... 10 Haziran’da başlayacak diye bildiğim Avrupa Futbol Şampiyonası benim takımımı da görecek... Başta Fransa halkı olmak üzere, Avrupa’nın tamamı, belki de uzak uzak ülkelerde de katılanlar için yapılacak yorumlarda TÜRKİYE adı geçecek... Benim bayrağım da her vesile ile bu kupa anıldığında dalgalanacak. Maçların oynanacağı statlarda da öyle...

İşte en azından buradan bakınca, bırakın sonuçları  ve dereceleri bir kenara, bir ülkenin, hele hele şu günlerdeki Türkiye’nin bundan daha etkili, daha yaygın bir propagandasını acaba kaça yapabilirsiniz Ya da tonla para dökseniz size yaptırırlar mı

Evet, Milli Takım bu maçı sadece kendi tertibinde, kendi teknik yapısında, kendi maçı için değil sanki kendisini direkt ilgilendiren diğer iki maç için de yapmıştı. Klasik santrfor yoktu. Hakan Çalhanoğlu, özellikle Arda ile dönerek oynamaya gayret ediyor. Oğuzhan ve Ozan onların boşattıkları bölgelere sızmaya çalışıyorlardı. Volkan adam eksiltmedeki hüneri ile Şener’e bölge açmaya çalışıyordu. Rakibin fizik olarak  üstünlüğü dikkate alınarak bunu kullanmasını önlemek adına çok yakın değil, teknikleri zayıf olduğundan mesafeli bir savunma yapılıyordu. Böylece rakibe ilk maçtaki yanlış kurgudan kaynaklanan pozisyonları vermiyorduk. Bütün bunları yaparken kulaklarımız da Letonya ve Hollanda’da idi. Bu arada bir gün önce de İspanya bize yardım etmişti... Yani bir zincirin halkaları birbiri içine geçecek, biz de en azından yenilmeden, hatta kazanarak Paris’te kahvemizi yudumlayacaktık.

Sonra haberler gelmeye başladı. Artık Hollanda rakip olmaktan Çekler tarafından çıkarılmıştı. Oh be derken, Kazaklar da Letonya’ya golü atmaz mı Şimdi kazanmak aktarmaya gerek kalmadan direkt Fransa uçuşu olacaktı. O zaman, “Haydi Gökhan, haydi Cenk ve haydi Umut” dedik. Yani santrforsuz başladığımız maçın içine iki tipik uç adamı soktuk ve de bir de top taşıyıcı, ortacı... O da ne Ortacı resmen kendini attırmaz mı Ama bir kere müjdeli haberler peş peşe geliyordu ya... O zaman devam! Ve Selçuk, adeta basketti gibi üçlüğü köşeye çaktı.

Daha ne yazalım ki Ama benim milli takımım böyle bir grupta bütün hesapları son maça bırakmamalıydı. Bunun hesabı da yapılmalı ki yarınlar için yeniden umutlu olalım. Öyle ya benim futbol havuzum 450 milyon dolar. Benim transferde toplam maliyetim için 350 milyon avro deniyor... O zaman ben onun bunun sonuçlarına takılmadan şu gruptan en kötü garanti üçüncü, hatta hatta ikinci bile çıkmam gerekirdi. Neyse... Hayırlı olsun! Hep birlikte Paris’te kahve içmek için randevulaşalım...