İktidarın TBMMden sınır ötesi operasyon izni almış olmasını savaşın ilk adımını atma izni olarak algılamaması gerekir. Gerektiğinde savaş da yapılabilir. Ancak, bu savaşın emperyalist güçlerin önceden planladığı bir çatışmanın başlangıcı olmaması gerekir. Sözlerimi biraz daha açmam gerekirse, İslam ülkeleri sorunlarını küresel güçlere havale etmemeli, sorunlarını kendi aralarında çözmelidirler. Eğer işin içine küresel güçler girmiş ise bilinmelidir ki sonuçta kazançlı çıkan sadece emperyalist güçler olacaktır. Aynı şeyleri Suriye konusunda da rahatlıkla söyleyebiliriz. BM ve NATO gibi küresel yapılanmaların İslam dünyasına yönelik her girişiminde Siyonistlerin ve emperyalistlerin çıkarları esas olmuştur. Buna Irak, Afganistan, Libya, Sudan Filistin örneklerini vermek mümkündür.
Elbette savaştan kaçınılması, savaşın son çare olarak düşünülmesi gerekir ama bu suratına atılan tokadın arkasından öbürünü çevirmek anlamına gelmez. Olayların gelişimini ve perde arkasını doğru okumak, buna göre tavır belirlemek gerekiyor. Bu noktada Türkiyeye düşen görev ve sorumluklar da vardır. Bazı kesimlerin ille de vuralım yaklaşımı da, savaş istemiyoruz, Suriyede olanlar bizi ilgilendirmez çığlıkları da eksik değerlendirmedir. Hele bir de teröristleri bağımsızlık savaşçısı ilan edip, onlarla kucaklaşmayı doğru bulanların bugün barış havarisi kesilmeleri samimi bir tavır olmasa gerek. Buna karşılık fırsat bu fırsattır, yürüyüp gidelim, Suriyeden girip Iraktan çıkalım, Musul ve Kerkük bizimdi alalım bu işe son verelim yaklaşımı da dünya gerçekleri ile bağdaşmaz. Bu bakımdan İslam ülkeleri birbirleri ile çatışmak ve vuruşmak yerine aynı masa etrafında toplanmanın, sorunlarına çözüm bulmanın yollarını aramalıdır. Bunun yolu ise İslam Birliğinden geçiyor.
İslam Birliği, ülkelerin bağımsızlığına ve egemenliğine son vermek değil, güçlerini birleştirmektir. Sınırların korunması bu ülkeler arasında serbestçe gidiş gelişlere, hatta zenginliklerini paylaşmalarına da engel değildir. Zenginliklerini Müslüman kardeşleri ile paylaşmaya yanaşmayan ülkelerin sonuçta ne duruma düştüklerini biliyoruz.
Saddamı Kuveyte saldırtan, arkasından Suudilere, Kuveyt düştü sıra sizde diyerek korkutup yardım istemeye zorlayanlar sonuçta bu ülkelerin zenginliklerinin önemli bir bölümüne el koydular. Yani Müslüman kardeşlerinden esirgedikleri bazı imkânlarına emperyalistler tarafından el konuldu. Kısacası, küresel güçlerin elinde oyuncak oldular.
Irakın bugün içine yuvarlandığı durumu düşünmek bile Müslümanların sorunlarını kendi aralarında çözmelerinin önemini ortaya koymaya yetecektir. Bugün Türkiyeye karşı egemenliğini koruma çabasına giren Irak yönetiminde bulunanlar bulundukları noktalara işgalciler eliyle getirildiklerini unutmuş görünüyorlar. Dün ülkeleri işgal edilirken işgalcilerle işbirliği yapanların bugün komşu ülke Türkiyeye karşı egemenliğini ihlal etti iddiasında bulunmasının küresel güçlerin oyununun bir sonucu olduğu açıktır.
Demek istediğim o ki, iktidarın Meclisten sınır ötesi operasyon için yetki istemesi caydırıcılık açısından gerekli olabilir. Ancak, bu yetkiyi aldım diye komşu bir ülkeye saldırı öncelikli olarak bölgesel bir çatışmaya, çatışma olmasa bile uzun yıllar telafisi mümkün olmayan küskünlüklere, hatta düşmanlıklara yol açacak bu da küresel güçlerin işine yarayacaktır. Ancak, böyledir diye de çatışmalardan kaçanlar ve hayatlarını kaybedenler sebebiyle boşalmakta olan bir Suriye gerçeğini de görmek, bu gidişe son vermek gerekiyor. Bana göre bu hususta en önemli görev İrana düşüyor. İranın, kayıtsız şartsız desteğini Suriye yönetimi lehine sürdürmesi gelişmeleri giderek bölgesel bir çatışmaya itmektedir. Bu ise bölge ülkelerinin yararına olmayacaktır. Sadece dünya Siyonizmi ve emperyalist güçlerin çıkarlarına hizmet edecektir.
Bu bakımdan olayı iç politika malzemesi yapmak adına barış havarisi kesilmenin de, savaş çığırtkanlığı yapmanın da faydası yoktur.
Bu sebeple Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu ve Başkanlık Divanının kamuoyuna sunduğu ve gazetemizin dünkü manşetinde yer alan tespitler ve çözüm önerileri sorunun çözümünde esas olabilir.
"Akıl bir şeyin sonunu görebilmektir", "Ajanlar engellenmeli","Provokasyona gelinmemeli", "Büyük Ortadoğu Projesi unutulmalı", "NATO müdahalesine karşıyız","Çözüm için D-8ler harekete geçirilmeli" ve "Saadet arabuluculuğa hazır" başlıkları altında kamuoyuna duyurulan deklarasyon sanıyorum olaylara çözüm konusunda en sağlıklı yolu göstermektedir.