Turgut Uyar ın Sâdâbâd a Kaside şiirinin redifi tanıdı

üzere sürüp giderken, yedinci beyitten sonra birdenbire kanadı ya dönüşüverir.

On sekiz beyitlik şiirin sonraki dokuz beyti kanadı üzerinden yol alır. Şair

işi tadında bırakmak istemiş olmalı ki, son beytin redif liği tadı dır. 

Şimdi tanıdı yı ve tadı nı bir tarafa bırakalım, bize

kanadı lazım. Buyurun, şiirde kanadı kelimesi sadece iki yerde kanat

(ikisinde de kartal kanadı ) karşılığında kullanılırken diğerlerinde kanamak

anlamında kullanılmıştır.

Beyit: sahici mi elinde tuttuğun o kartal kanadı / sen

tuttun acıdan benim ellerim kanadı

Kanat ile kanamak ın kanadı eşsesliliği üzerinde ittifak

yapması Türkçe nin zenginliğinden kabul edilmelidir; fakat dikkat, bu zenginlik

kan a bulanıyor!

Kan la, kanat la haşir neşir olmuş bir şiirle

ilgilenmem boşuna değil. Tevafuk bu ya, meşhur Meclis Uludere Komisyonu nun

malum Uludere Raporu nu kabul ettiği günlerde bir kitap geçti elime: Falih

Rıfkı Atay ın Türk Kanadı adlı kitabı. Kitapçık desek belki daha doğru olur,

Türk Kanadı Türk Hava Kurumu Neşriyatı ndan 1942 yılında basılmış. Yazarın

Birkaç Söz başlığını taşıyan önsözü 25 Şubat 1942 tarihini taşıyor.

Kitapçıkta Atay ın 1928 1942 yılları arasında Türk Hava Kurumu dergisiyle Ulus

gazetesinde yayımlanan yazıları yer alıyor.

Kitabın içeriğine geçmeden önce, Türk Kanadı adını

taşıyan bir başka kitaptan da haberdar olduğumu belirteyim. Cemal Kutay ın

Havacılık Röportajları 1936 1938 yan başlıklı kitabı da aşağı yukarı aynı

yılların eseri. Kutay, eserini Ankara da Ulus Basımevi nden 1938 de çıkarmış.

Fakat bu kitabı elime alıp inceleyemediğimi, dolayısıyla içeriğiyle ilgili

kapakta sunulanın dışında bir bilgiye sahip olmadığımı söylemeliyim. Ama şunu

da eklememe müsaade edilsin: Türk Kanadı diye kitaplar yazıldığına göre, bir

zamanlar bu tayyarecilik işine mühim iltimaslar geçilmiş. Sahi, bunu niye

söylüyorum ki, Falih Rıfkı Atay ın Türk Kanadı nda görüyoruz zaten!

Falih Rıfkı yı biliyoruz. Devrin ruhuyla özdeşleşmiş bir

kalem. İşte yazdıklarından birkaç iktibas:

Havaya, genç Türk çocuğu, engin havaya, onun şerefine,

onun tehlikesine, onun ölümüne! Türk gururunu sen kanatlandıracaksın!

Uçak demek, zehrin, barutun, ateşin, demirin, kurşunun,

güllenin, bombanın, patlama ve vurmanın kanatlanması demektir.

İktibaslara devam edeceğiz, fakat unutmamak için bir

başka kaydı düşelim. Bir yerde Ebabil masalı gerçekleşti diyor Falih Rıfkı.

Bu söz Kaynarcalı Atay ı küfre götürür mü sormak istiyorum bir dostuma, ne

dersin Fahri Tuna

Falih Rıfkı kitaptaki yazılarında devletin iki büyüğüne,

Mustafa Kemal ile Büyük İsmet e, ama özellikle de 1930 ların ortalarından

itibaren ikincisine esaslı selamlar çakıyor: Büyük İsmet , Başbakanımız

Büyük Başbakanımız , Sayın Başbakanımız . Başvekilimiz

Falih Rıfkı sık sık Büyük İsmet in sözlerini

hatırlatıyor: Demek ki rahat nefes alabilmemiz için havamıza 30.000.000 lira

vereceksiniz. Siz vereceksiniz, diyorum. Çünkü bütçesini memleketin en az

yaşama ihtiyaçları ile ucuca getiren hükümetimiz, bu parayı veremez. Büyük

İsmet halka emrediyor, Falih Rıfkı tekraren anons ediyor!

Şu cümleler de bizzat Falih Rıfkı nın: Anadolu ya kafes

kuşu değil, kartal kanatları takacağız. ( ) Hava kuvvetlerimizi, Kemalistler

hızı ve hamlesi ile süngü ve namlu kuvvetlerimizle ayarlamalıyız.

Atay ın aktardığı şu cümle ise ... bizim şefimiz, ve

onun biri hükümet, biri ordu başındaki iki büyük arkadaşının ittifak ettiği bir

görüşün ifadesiymiş: Türkiye sınırları içinde Türk ordusu ile mücadele

edilemez. İçe dönük bir ordu anlayışının dile getirilişi mi oluyor şimdi bu

Falih Rıfkı nın tehlike , harp , cephe , pusu ,

hırs , taarruz , ateş ve ölüm , milli mücadele , şerefli ırk , Türklük ,

milli kanatlanma , cephe-memleket , silahlı millet , askerî şerefler vb

gibi sözde havacılık edebiyatı na kattığı kavram karmaşaları arasında

gelgitler yaşamamak mümkün değil. Sadece bir yerde, Devlet Hava Yolları başlıklı

yazısının girişindeyse bir gülmek alıyor beni: Kuvvetli bir yolcu uçağının

koltukları üzerinde İsmet İnönü, sayın hanımı ve çocukları

Bütün bunları, evet bütün bunları meşhur Meclis Uludere

Komisyonu nun malum Uludere Raporu ile birlikte okumak istemiyoruz.

Eğer böyle okursak şu sonucun çıkmasından endişe ederiz:

Hükümet o pek de şekva ettiğimiz eski çatık kaşlı sisteme entegre mi oldu Dahi

şundan da korkarız: Falih Rıfkı nın satırlarında apaçık görünenin bir benzeri

olarak, Yeni Kemalizm çağına mı gidiyoruz

Şiirle bitirelim. Onbeş Nolu Sınır Taşı-Roboski kitabını

yazarak Müslüman şairlerin yüz akı olmayı hak eden Abdurrahman Adıyan bir

şiirinde şöyle demişti: göğe renk veren kanatlar göçtü mü / kimler kovdu

gökyüzünden kuşları / hangi kafese mahpus ettiler seslerini / hayatı öldüren

uçak homurtusuna mı / tercih kılındı masmavi gökyüzü / uçakların kanatlarında

taşıdığı korku / ki biliriz -resmî hizmete mahsustur- .