Erdoğan Tokmakçıoğlu’nun “Marjinallerimiz Orijinallerimiz” isimli tuhaf kişilikleri kaleme aldığı bir kitabı var. Aylar önce bu kitabı 2 TL’ye Sarıyer’de bir sahaf dükkânından almıştım. Sahaf dükkânının sahibi bir de bana indirim yapmaya kalkmıştı da mahcup olmuş indirimi geri çevirmiştim. Neredeyse bedavaya aldığım (bu arada her şey ne kadar ucuz değil mi(!)) kitapta tuhaf insanların kısa hikâyelerini fıkra niyetine okurken kendimi bir tuhafiye dükkânının içinde buldum. İşte bu tuhafiye dükkânından bazı kesitler:

“Nurullah Ataç, Muhsin Ertuğrul’un rejisörlüğünü yaptığı, ilk renkli -hoş, o “boyalı” derdi ya- Türk filmini (Halıcı Kız) seyretmeye gittiğimiz Büyük Sinema’nın (şimdi pasaj) pastanesinde durup dururken şöyle dedi:

-Bilir misin Türk halkı en çok neyi sever?

-Neyi? diye sordum.

-Evlerinin önünü!

-Nerden çıkardınız bunu efendim?

Şöyle açıkladı:

-Halk türkülerinden!

Ve ardı ardına örnekler verdi:

“Evlerinin önü mersin / Mevla’m seni bana versin.”

“Evlerinin önü tahta taraba / Satar şalvarını verir şaraba.”

“Evlerinin önü mermer döşeli / Sarhoşlar geliyor eli şişeli.”

“Evlerinin önü tandır / Yanar yüreğim külhandır.”

“Evlerinin önü yonca / Yonca bitmiş dam boyunca.”

“Evlerinin önü bakla / Güvercinler atar takla.”

“Evlerinin önü incir / Sağ yana dönemem, sağ yanım incir.”

“Evlerine varamadım gazelden / Gönül vazgeçmiyor güzelden.”

Böyle sıralayıp dururken, “Evlerinin önü”nü, birden filmin başlayacağını bildiren gong çaldı. Kalkıp, filmi seyretmek için yerlerimize doğru ilerledik.”

Şimdilerde önü arkası belli olmayan evlerde oturan kentliler elbette bu türkülerin ne demek istediğini anlayamayacaklardır.

Anadolu türkülerinde motif ya sevdalının evlerinin önü ya da çeşmenin başıdır. Çünkü genç kızların dolaşım alanı bu mekânlarla sınırlıdır.

Zira kırsal kadının açılması biraz da bulunduğu yerden uzaklaşması demektir. Başını açmak uzaklaşmaya eşdeğer sayıldığı için olmalı açılmak fiiliyle ifade edilir hale gelmiş.

Bu arada Cahit Öztelli’nin “Evlerinin Önü Türküler” isimli bir kitabı olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

Söz Nurullah Ataç’tan açılmışken devam edelim.

“Nurullah Ataç, öztürkçeciliğinin yanı sıra, hiçbir dinsel inanca bağlı olmayan biriydi. Öztürkçeci olduğundan Osmanlıcaya da karşıydı. İkinci niteliğinden ötürü nefret ettiği şeylerin başında bayramlar gelirdi.

Bir Kurban Bayramı ya da Ramazan Bayramı arefesiydi. Ankara’da o zamanlar kahvehane olan Sergen pastanesinde kadim ve vefasız arkadaşım Atilla Bartınlıoğlu ile işsiz güçsüz otururken, Atilla, nerden estiyse bana:

-Yahu, dedi, Nurullah Ataç’ın adresini ve en kızdığı şairi biliyorsan söyle bana.

Adresi söyledikten sonra:

-İlhan Berk’e kızar! dedim.

Hemen seyyar satıcıdan üzerinde eski Türkçe yazılar ve bir cami resmi bulunan bir bayram tebriki kartı alıp, üzerine de şunları yazdıktan sonra Nurullah Ataç’ın adresine postaladı:

“Mübarek bayram-ı şerifinizi tebrik eyler, iş bu vesileyle mübarek destlerinizden bûs eylerim… İlhan Berk.”