Ünlü İspanyol siyaset bilimcisi ve eski Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Francisco Javier Solana’nın; “Hiçbir sebep terörizmi haklı kılamaz, ancak hiçbir şey terörizmin sebeplerini görmezden gelinmesini de haklı kılmaz” ifadesi, terörü ortaya çıkaran asıl belirleyici perspektifi ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır.

Trump’ın başkanlık seçiminden sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesi ve “radikal İslam” söyleminin öncülerinden Afganistan ve Irak uzmanı, emekli korgeneral ve eski Savunma İstihbarat Başkanı Michael Flynn’i ulusal güvenlik danışmanı görevine getirme düşüncesi, Trump perspektifinde yeni sistematik Ortadoğu politikasının yavaş yavaş şekillenmeye başlamakta olduğunun ipuçlarını ortaya koymaktadır.

Michael Flynn’ın, ABD’nin sözde İslami militanlar ile “dünya savaşı” içerisinde bulunduğunu ve İslam’ı da “dine bağlı siyasi bir ideoloji” olarak görmesi Trump’ın çözüm stratejisini ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir. Afganistan ve Irak işgalleri sırasında ortaya çıkan düşünsel eksenli İslam karşıtlığı “siyasal bilinç”in yeniden uygulamaya konulacağı artık daha da belirginleşmektedir.

Böylece, ABD’nin, Trump ile birlikte küresel terörizm tehdidine karşı, sorun çözücü yaklaşım göstermesinden çok, İslam karşıtlığı politikalara yönelik Flynn’in düşünsel sâiklerle (âmil ve etken) ortaya koyduğu sakat düşünceleri merkeze almayı hedeflemesi dikkat çekicidir.

Ortadoğu’da, Jose Louis Rodrguez Zapatero’nun, dönemin Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Birleşmiş Milletler 59. Genel Kurulu’ndaki “Medeniyetler İttifakı” teklifinin kabul görmesi sonucunda, bu alanda ortaya konulmaya çalışılan faaliyetlerin pek gerçekleşememesi o dönem İslam dünyasındaki direnç noktalarının tamamen kırılamamasına bağlanabilir.

Şimdi ise bu plan, sözde “Medeniyetler İttifakı” özde “İslam Karşıtlığı İttifakı”na dönüşme eğilimine girmiş bulunmaktadır. Ortadoğu’yu kendi “İç Güvenlik” (Homeland Security) stratejisi dâhilinde gören ABD, yeni strateji gereği, Suriye’de Rusya ve Türkiye ile yakın iş birliğine girme sinyallerini zuhur ettirmektedir.

Suriye’nin radikal unsurlardan temizlenmesi ve elli kolu bağlı güçsüz ve şekli bir merkezi hükümetin desteklenmesi fikri artık giderek ağırlık kazanmaya başlamaktadır. Rusya’nın özellikle son günlerde Esad rejimiyle Halep’e yönelik yoğun saldırıları ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Pakistan Meclisi’ndeki konuşması ABD’nin yeni ‘Ulusal Güvenlik Strateji’ taslak planıyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu konuda İsrail’in de aynı çizgide hareket etmekte olduğunu göz ardı etmemek gerekmektedir.

ABD’deki başkanlık seçimleri sırasında, Trump’ın danışmanlarının özellikle Körfez politikalarında uzman Theodore Karasik ile sürekli politik analizler yapmaları da bu konuya büyük açıklık getirici niteliktedir. Karasik’in öteden beri savunduğu güçsüz ülkelerin ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakolları olması ve ABD yanlısı yönetimlerin, ABD adına Ortadoğu’da polisiye görevlerini üstlenmeleri fikrinin hayata geçirilmesi de kaçınılmaz olacaktır.

Burada, en büyük sorumluluk ise, Türkiye’ye tahmil edilmeye çalışılmaktadır. Bu süreçte, İran’ın önemli bir bölgesel aktör olmaktan çıkarılması ve Hizbullah’ın etkisizleştirilmesi de bu proje kapsamında yer almaktadır. Bu konuda, İsrail’in ulusal güvenlik konusundaki tereddütlerinin ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.

ABD, masa başında bu ve benzeri planlar üzerinde çalışırken, Türkiye’nin özellikle bölgede mezhep savaşını tetikleyebilecek, İran ve Türkiye’yi karşı karşıya getirebilecek dış güdümlü hamlelerden uzak durması ve bölge ülkeleriyle kucaklayıcı politikalar içerisinde olmasında büyük faydalar olacağı kanaatini taşıyoruz.