Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren 28 Şubat krizinin üzerinden haftalar geçerken, okyanus ötesinde hesaplar tutmadı. Sivillerin uykularını bölen, milyonların hayatını kabusa çeviren o yıkıcı saldırıların mimarı Washington, meydan okuyan söylemlerinden sessiz sedasız vazgeçiyor.
Savaşın ilk günlerinde esip gürleyen Beyaz Saray yönetimi, şimdilerde o iddialı zafer naralarının çok uzağında bir tablo çiziyor.
Füzeler Gerçekten Sustu mu?
Savaşın ilk günlerinde Trump cephesinden gelen açıklamalarda, Tahran'ın füze programını kökünden kazıma sözü verilmişti. Sahadaki veriler ise durumun hiç de öyle olmadığını gözler önüne seriyor.
Savaş patlak vermeden önce binlerce balistik füzeye sahip olduğu tahmin edilen İran'ın, kapasitesinde bir gerileme yaşansa da saldırı kabiliyetini yitirmedi.
İsrail istihbarat kaynaklarına dayandırılan raporlarda, savaşın dördüncü gününden itibaren günde 7 ila 19 dalga arasında füzelerin ateşlendiği kaydedildi.
Birleşik Arap Emirlikleri'nin tek bir günde 26 İHA ve 19 füzeyi havada imha ettiğini iddia etmesi, İran'ın misilleme gücünün boyutunu kanıtlar nitelikte.
ABD kaynakları envanterin yalnızca üçte birinin kesin olarak yok edildiğini iddia ederken; savaşın başındaki "tamamen yok etme" söyleminin, yerini çoktan "önemli ölçüde zayıflatma" tesellisine bıraktığı vurgulandı.
Nükleer Tesisler ve Hürmüz Krizi
Krizin bir diğer sıcak başlığı olan nükleer programda da belirsizlik sürüyor. Başlangıçta elindeki 440 kilogramlık yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyumla hedef tahtasına oturtulan İran'ın, İsfahan'daki yer altı tesislerindeki materyallerinin akıbeti hala meçhul. İşin ilginç yanı, Başkan Trump'ın son açıklamalarında bu kritik mesele için "Umurumda değil" ifadelerini kullanması oldu.
Deniz gücü ve hava kuvvetleri cephesinde 150 İran gemisinin imha edildiği, gökyüzünde İsrail ile birlikte mutlak üstünlük kurulduğu iddia edildi ancak düşürülen uçaklar ve daha açıklara çekilmek zorunda kalan ABD uçak gemisi anlatılan hikayeyi sorgulanır hale getiriyor.
Bütün bu tabloya karşılık, İran'ın asimetrik savaş taktiklerini sürdürdüğü ve İHA'larla Hürmüz Boğazı'nı felç ettiği dikkatlere sunuldu.
Rejim Çökmedi, Vekil Güçler Vuruyor
Washington'ın bölgedeki en büyük hayal kırıklığı ise siyasi arenada yaşandı.
"Özgürlük saati yaklaşıyor" nidalarıyla pompalanan rejim değişikliği beklentisi, Dini Lider Ali Hamaney'in savaşın ilk gününde şehit edilmesine rağmen gerçeğe dönüşmedi. Beklenen iç ayaklanma bir türlü patlak vermezken, koltuğa oğul Mücteba Hamaney'in seçilmesiyle sistemin ayakta kaldığı tescillendi.
Bölgedeki Direniş örgütleri de etkisizleştirilemedi. Husilerin Kızıldeniz'i kapatma tehditleri savurup İsrail'i vurmaya devam ettiği, Irak'taki Batı üslerinin ise aralıksız İHA tacizine maruz kaldığı aktarıldı. Bu amansız baskı yüzünden ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği'nin vatandaşlarına acil tahliye çağrısı yapmak zorunda kaldığı kaydedildi.
Vadettiği büyük zaferleri sahada bulamayan Trump yönetiminin, bu uzun soluklu krizden nasıl bir çıkış yolu bulacağı merak ediliyor.





