Samimiyetsizliğin her alanda yaygınlaştığı bir dünyada yaşıyoruz. Böyle olunca da özellikle ülkeleri yönetenlerin söylediklerinin hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu anlamak geçmişte yaşananları hatırlayarak mümkün oluyor. Elbette, bu anlamakta sınırlı kalıyor. Diyebiliriz ki, artık insanların yalan söylerken yüzleri bile kızarmıyor. Böyle olunca da uluslararası ilişkilerde genellikle kimlerin neler söylediğinden çok ne söylemeye çalıştığı araştırılıyor. Bunun için de konuşmaların satır aralarındaki gizli manalar çözülmeye çalışılıyor. Bu arada çoğu zamanda uluslararası ilişkilerde kendini güçlü görenler kendi istek ve hedeflerinin belirleyici olmasını istiyor. Bazen bu isteğin dile getirilişi evelemeye gevelemeye gerek duymadan emredici bir hal alabiliyor. İşte o zaman sanıyorum bu tipler can sıkıcı hale geliyor. Emredici olmasa da söylemek istediğini doğrudan söylemese, satır arlarında gizli arzusu ortaya çıkabiliyor. Bu tür liderlerin sayısı geçmişte ve günümüzde az olmamakla birlikte adına diplomasi denen bir dilin kullanılması hususunda uluslararasında ortak bir anlayış gelişmiş durumda.

Sözü uzatmadan günümüzün kural tanımaz lideri Trump’a getirmek istiyorum. Trump seçildiği günden beri ülkelerin isteklerini karşısındakilere kabul ettirmek için kırıcı bir dil kullanarak diplomasi dilini bir kenara itiverdi. Tam bir eşkıya mantığı ile hareket ediyor ve dünyaya emirler yağdırıyor. Şimdiye kadar da karşısında ciddi bir direnç görmediğinden olacak aynı tavrını sürdürüyor. Dünyanın gözünün içine baka baka Suriye’de terör örgütlerini silahlandırarak cinayetlere imza atarken ardından da Erdoğan-Trump arasında İdlib’de çatışmasızlık bölgesi oluşturulması konusunda varılan mutabakat sebebiyle Türkiye’ye teşekkür ettiğini söylüyor. Bu teşekkürü duyar duymaz aklıma halk arasında var olan, “Yersen” söylemi geldi. Ardından da, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” deyimi geldi. Trump’ınİdlib konusundaki çabaları sebebiyle teşekkür ettiği haberi ile gazetelerde yer alan iki haberi kısaca aktardığım zaman ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

İlk haber, “Katliamcı ABD” başlığı altında yer alıyor ve şu kısa bilgi veriliyordu:

“İdlib’de sivil kayıplar olmasın diye göz boyayan ABD, Suriye’de son dört yılda 156 saldırı düzenledi, 2 bin 832 sivili katletti.”

Hemen belirtelim ki, ABD’nin Suriye’deki katliamı bundan ibret değil. Binlerce TIR silah gönderdiği terör örgütlerinin işlediği cinayetlerdeki payını unutmamak gerekiyor.

Aktarmaya çalışacağım ikinci haber ise, “ABD, 650 TIR silahı Mehmetçik katline verdi” başlığı altında yer aldı ve kısaca şöyle deniyordu:

“ABD’nin silah ve mühimmat dolu 650 TIR’ı Dağlıca saldırısını yöneten, bugüne kadar 104 askerimizi şehit eden PKK’lı terörist Azad Sami’ye teslim ettiği ortaya çıktı.”

Sanıyorum aktarmaya çalıştığım sadece bu iki haber bile başta Trump olmak üzere ABD yönetiminin ikiyüzlülüğünü açıkça ortaya koymaya yetecektir. Böyle olunca bu ülkeden gelecek bir takım gönül alıcı açıklamalara kanmamak gerekiyor.

FETÖ elebaşının 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgisi açıkça ortada iken hâlâ koruma altında tutuluyor, Türkiye’nin iade taleplerine rağmen verilmiyor oluşu da düşünüldüğünde ABD’nin yaptığı iş uluslararası ilişki değil, gücüne güvenerek meydan okumaktır. Çünkü diplomatik bir dil bile kullanmaya gerek duymamaktadır. Sonuç olarak bu ve benzeri ülkelere karşı güç oluşturmak lazım. Bunun yolu da mazlumların birliğinden geçiyor.