İç ve dış şeytanların kaostan medet ummaları son kertesinde seyrediyor.

Terör, vurduğu asker, polis cenazeleri ile yetinmiyor, daha fazla kaos istiyor, masum halkı kurban etmenin yollarını arıyor.

44 kişinin öldüğü 239 kişinin yaralandığı Atatürk Havalimanı’ndaki terör saldırısında ülke can evinden vuruluyor.

Bir ülkenin en iyi korunan yerleridir, havaalanları; ayrıca başka ülke vatandaşlarını karşılama ve ağırlama merkezleridir, temsil noktasıdır.

Oraları kan gölüne çevirenler şu mesajı vermektedir, “sizin için her yer tekinsizdir”.

Mahallenin masum kadınlarının Eyyub Sultan’a düzenleyeceği ziyaret bile yara alıyor terörden.

Ya canlı bir bomba, camiden içeri dalıp kendisini patlatırsa.

İnsanların son günlerde tek gündemi, bu korkunç katliamların yaktığı mazlumlara gözyaşı dökmekle geçmekte.

Marangozun, işçinin, marketçinin, turizmcinin kesesi kadar canının da yandığı bu vahşet kimi, nerede bulacak derin düşüncede herkes.

Sokaktaki adam, o mütevazı bütçesi ile geçinmeye çalışan halk, en büyük sorun olarak sadece terörden muzdarip.

Hani 80 öncesinin olayları bile bunun yanında daha mert kalmakta.

İdeolojisi olan kavgadan kaçmaz, ölümü göze alır, genellikle üniversite ve işçi çevrelerinde bir mücadele verilirdi.

Ama bu kalleş saldırılar, işinden çıkıp evine gitmeye hazırlanan mesai sonrası personeli, uzak yollardan dönüp bir an önce evine kavuşmayı bayram sevinci yaşayan çocuklar gibi heyecanlanan masum yolcuları, değişik yerler görmek isteyen seyyahları vurmakta.

Üstelik her defasında olduğu gibi Amerika’nın uyarı mesajı yayınlayıp ardından saldırı olması kuşatılmışlığımızı, çaresizliğimizi, ne kanlı bir savaş içinde olduğumuzu acımasızca hatırlatmakta.

Amerika gözümüze baka baka, saklayıp gizleme gereği bile duymadan PKK’nın Suriye’deki kolu YPG ile can ciğer kuzu sarması, kendi elleri ile silahlara boğduğu örgüt ile müttefik, birlikte hareket etmekteler.

İnsanlar şaşkın,  “bu ne yaman çelişki” diye çaresizce bakmaktalar.

Hani geçmişte bu soğuk savaş teknikleri daha gizli saklı yapılırdı.

CIA’in terör örgütü kurmadaki mahareti malum.

El Kaide haberleri ile dünyayı titreten ajanslar, şimdi IŞİD terörü ile insanlar sarsılmaya çalışılmakta.

Ne hikmetse her defasında Türkiye, ateşin yakın dostu görülmekte, etraf kan gölüne dönmekte, Orta doğuda çırpızlar alev alsa bizim buralar ölüm kusmakta.

İşinde gücünde olan masum halk,  Amerika gibi dosttansa Rusya gibi düşmana razı.

Acılar bununla da bitmemekte, fatura daha da farklı ödenmekte.

İnsanların huzuru bozulurken, can kayıpları ile ocaklar sönerken, aileler bin parçaya bölünürken, sokaklar gidenlerin yasını tutarken, ülke can evinden vurulurken, bir de post kavgası.

Adeta ölenden, yanandan, ağlayandan, dünyası kararandan rant devşirme dönemi, kirli bir çıkar aranışı.

Birlik beraberliğimize atılmış bu çentiğe karşı, bu kalleş savaşa karşı daha fazla kardeşliğimiz artacağına aksine herkes birbirini suçlamakta.

“Herkes kendi ölüsüne ağlar”,zayıflığını da geçen, kara küllerle baştan ayağa kaplanışımız her seferinde.

Tamtamlar her terör saldırısı sonrası, askeri bir darbe beklentisi içinde olanlar adına daha hızlı çalmakta.

Gidenlerin ardından yakınları şu mübarek günlerde çoluk çocuk ateşler içinde yanarken, ülkede huzur kalmamış; herkes aklını başına alması gerekirken her kesimde gerilim, inatlaşmalar, hesaplaşmalar, suçlamalar, nefretler, iyice büyüyen kamplaşmalar.

Oysa giden bizlerin canı, yanan bizlerin yüreği; içerideki ve dışarıdaki kaos taciri şeytanların keyfi yerinde.