Başlığa hemen bir açıklık getireyim. Terörün bitmesini

toplum istiyor. Ancak, Meclis’te temsilcisi bulunan partiler bunu ne kadar

istiyorlar o konuda şüphelerim var. Söz planında istemeyen parti yok. Elbette

terörün nasıl bitirilmesi gerektiğinde farklılıklar var. Hem de çok ciddi

farklılıklar. Partiler toplumun temsilcileri olduklarına göre hep birlikte

toplumun genel isteğine uygun niçin hareket etmezler, sorusu dün olduğu gibi

bugün de cevapsız kalmaya mahkum. Buna bazıları taktik diyor, bazıları

strateji... Herne ise çok da önemli değil. Netice itibariyle buna terörün

bitmesini de devamını da kendilerine göre oya tahvil etme düşüncesi denebilir.

Sanki ilk açıklamalara bakıldığında terörün bitmesini kesin

olarak isteyen iki parti ön plana çıktı. İktidar Partisi terörü sonuçlandırmak

için bir takım görüşmeleri başlatmış olması ile, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu

ilk açıklamasında iktidara terörü sona erdirmesi hususunda yeni bir kredi

açtıklarını söyleyerek iktidarın yanında yer aldıklarını göstermeye, böylece

uzlaşmacı bir hava estirmeye çalıştılar. Ancak, yapılan açıklamada öyle bir

üslup ve vurgulama tercih edildi ki bu vurgulama ile Başbakan Erdoğan’ın anında

tepkisini aldılar. Sanıyorum istenen de buydu. Topluma karşı terörün sona

ermesi için destek veriyor görüntüsü sergileyip ardından Başbakan’ın halk

tabiriyle damarına basarak tepkisini sağlayarak topluma karşı kendilerini haklı

göstermenin gayreti içinde oldular. Bu arada CHP’den genel bakanlarını tekzip

eder nitelikteki bazı açıklamaları şimdilik gündeme bile almaya gerek

duymuyoruz.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun uslubunu ve vurgusunu

eleştirirken Başbakan’ın verdiği tepkiyi haklı bulmak da mümkün değil. Terör

sona erdirilecekse, ülkenin buna gerçekten ihtiyacı olduğuna inanılıyorsa

Başbakan’ın biraz daha serinkanlı olması gerekmez mi Her açıklamaya misliyle

karşılık vererek bir yere varılamaz. Pardon... Varılır da varılan yer barış

ortamı olmaz..

Bu arada BDP ve MHP’nin tutumları da ayrı bir görüntü

veriyor. MHP’nin tavrı çok daha net... BDP sözcüleri ise söylediklerini uzunca

düşünüp söylemeye yönelik, geleceğe dönük hesapları içeren bir tavır içindeler.

Elbette niyet okuyarak bu iki partinin sözcülerinin terörün sona ermesini

istemediklerini söylemek mümkün olmaz. Ancak, söylenenlere bakarak bunlar

terörün sona ermesine katkı verir mi verirse nasıl bir sonuç çıkar noktasında

tahminlerde bulunmak mümkün olabilir.

İki partinin de kavmiyetçiliği ön plana çıkardıkları

düşünülürse barışa fazlaca bir katkılarının olamayacağını söylemek yanlış

olmaz.

Bu noktada parti sözcülerinin partilerinin çıkarları mı

yoksa ülkenin menfaatleri mi önceliklidir sorusunu cevaplandırmaları gerekiyor.

Eğer, Meclis’te temsil edilen partiler öncelikli olarak “Partimiz” diyorlarsa

son girişimlerden de bir sonuç çıkmaz. Çıkmasını gönülden istiyor olmamıza

rağmen iyimser olmak çok zor. Bir adım daha ileri gidip diyebiliriz ki, sanki

demokratik sistemin vazgeçilmez unsuru olması gereken bazı partiler barışın

gelmesini istemiyor görüntüsü verdiklerini söylemek aşırı bir değerlendirme

olmaz.

Hemen belirteyim ki 30 yıla yaklaşan bir süreden beri

dağları mesken tutmuş, varlıklarını terörle sürdürebilen oluşumları düz ovaya

çekmek, silah bıraktırmak sanıldığı kadar kolay değildir. Çatışmayı ve terörü

hayat tarzı olarak seçmiş olanların barış ortamına intibak etmeleri de zordur.

Bunun pek çok örnekleri vardır. Bu bakımdan partilerin bir yandan terörün

önlenmesi girişimlerine ‘evet’ derken öbür yanda da bu ‘evet’in içine “Hayır”ı

saklamamaları gerekiyor.