Bismillâhirrahmânirrahîm;
BUGÜN, ömrünü çaresizlerin hizmetine adayıp “tek kişilik ordu” gibi çalışan bir kahramanı anlatacağım. O, şehrinin bütün fakir ve yoksullarının babası gibiydi. Garip ve ihtiyaç sahiplerinin sorunlarını düşünmekten daha önemli bir meşgalesi yoktu. Çalışmalarına şehrin valisi, belediye başkanları, muhtarları, sivil kuruluşları, üniversitesi, iletişimcisi, bakanı gibi her seviyedeki yetkililerini seferber ederdi.
Olayın kahramanı Ali Eskicioğlu 1941 Denizli doğumlu. Hayata Sümerbank işçisi olarak başladı. 1975’te işçi olarak Almanya’ya gitti. 8 sene sonra döndü. 1974’te İPA Denizli Şubesi’nin kurucu müdürlüğüne getirildi. Kısa sürede İPA kapandı. O da, evinin avlusuna bir alabalık havuzu yaptı. Balıkçılıkla geçinmeye başladı. Emekli olunca bütün mesaisini yoksullara adadı.
PAÜ’nün eski Personel Daire Başkanı Hüdaverdi Akbeyik, Ali Eskicioğlu’nu 17 Ekim Yoksullukla Mücadele Günü vesilesiyle 2002’de PAMUKKALE/ART TV’nin ortak yayınına çıkardı. Yardım serüveninin nasıl başladığını sordu. Ali ağabey şunları söyledi:
“8-10 yaşlarındaydım. Annem, her yemek pişirmesinden sonra, benim aracılığımla 2 komşu teyzeye yemek gönderirdi. Biz, ‘Komşusu açken, kendisi tok yatan bizden değildir’ diyen bir Peygamberin ümmetiyiz. 30 yıldır, evi yananlara, yetim ve yoksul çocuklara yardım ve bayram harçlığı derken, bu günlere geldik.”
Hüdaverdi Bey, “Hep veriyorsun! Hiç, biraz da bana verseler diye düşündüğün oldu mu?” diye sorunca, gözleri yaşardı, duygulanarak dedi ki:
“Ben kendimden bir şey vermiyorum ki! Allah’ın bana verdiğini veriyorum.”
ÇIKAR UMMAZDI
DENİZLİ’NİN her sokağını, her evini dolaştığını söyleyen Ali Eskicioğlu, çalışmalarını özetledi: “Yardıma muhtaç, yemeğini yapamayan, yeterli beslenemeyen insanlar gördüm. Pamukkale Sağlık Eğitim Vakfı’nın (PASVAK) gönüllüsü oldum. Bu yoldan her gün 1.500 fakire sıcak yemek ulaştırma fırsatı bulduk.”
Ali ağabey, sokağa terk edilmiş insanları hastaneye götürür; kimsesizleri bakımevine aldırırdı. Bazen vali, belediye başkanı, muhtarı da yanına alır; onlara gariplerin acıklı durumlarını gösterir, çare bulmaya çağırırdı. Her gün 100.000 insanın açlıktan öldüğü bir dünyada, şehrinin çaresizlerine sahip çıktı. STK’larla irtibat kurdu. Onlardan itibar gördü.
Oğlu Mehmet Akif babasını anlattı: “Yatalakları, çaresizleri arar bulurdu. Bundan menfaat ummazdı. Zenginleri, fakirlerle buluşturdu. Kurbanlarda et, bayramlarda harçlık dağıttı. İhtiyaç sahiplerini araştırdı. Evimizden misafir hiç eksik olmazdı.”
Onu 1973’ten beri tanırım. Kimden alıp kime verdiğini söylemezdi. İşini muhataplarıyla görürdü. Mahalli TV’lerden haberleri izler, yapılacak bir şey varsa koşardı.
PAÜ Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mahmut Güngör, onun hayır işlerindeki meziyetlerini saydıktan sonra, “Ali Eskicioğlu’nu 1980’den beri tanırım; bir türlü enerjisine yetişemedim” demişti.
Hocalara hürmeti sonsuzdu. İlahiyatçı küçük kardeşi, rahmetli Prof. Osman Eskicioğlu’na “Hocam!” diye hitap ederdi.
Ali Eskicioğlu, işçi statüsündeki bir insanın toplum yararına neler yapılabileceğini ortaya koyan ideal örnek oldu. Her kesimden insan, yüzlerce paylaşımıyla vefatından duydukları üzüntüyü dile getirdi.
DAVA ADAMIYDI
ALMANYA’DAN döneceği 1973 yılında Erbakan Hoca’yla tanıştı. Onu “lider” olarak gördü. Türkiye’ye döndükten sonra Millî Görüş partilerinin mutlaka bir yerinde görev aldı. Son görevi Saadet Partisi Denizli İl Disiplin Kurulu Üyeliği’ydi. Denizli’nin Millî Görüşçüsü olarak tanınırdı.
İlk hanımı doğum esnasında öldü. Oğlunun ismini Fatih koydu. 1996’da Fatih’i sünnet ettirecekti. O yıllarda MGV Denizli Şube Başkanı’ydım. 200 kişilik Sünnet Şöleni’ne Erbakan Hoca’yı daveti konuşuyorduk. Yanıma geldi. “Hanımının hatırasına ithafen, oğlunu evinde sünnet ettireceğini” söyledi. Hocayı “iki program” için çağırmayı önerdi.
Birlikte bir “davet mektubu” yazdık. Erbakan Hoca’ya iletilmesi notuyla Özel Kalem Müdürü Mehmet Karaman Bey’e gönderdik. İzmir teşkilâtı Erbakan Hoca’nın Denizli’ye geleceğini öğrenmiş. Teşkilâta uğrayıp geçmesini önermişler. Hoca da kırmamış. MGV programını sabahtan başlatıyordu. Hoca, Denizli’ye ikindi sonrası geldiğinde MGV’nin programı bitmişti.
Erbakan Hoca, Cevat Akşit Hoca’yla birlikte Ali Eskicioğlu’nun evine geldi. Fatih’e ve MGV’de sünnet olan çocuklara bizim şahsımızda hayırlar diledi. Sonra, Cevat Hoca, Erbakan’ı dergâhında misafir etmek üzere Yatağan beldesine götürdü.
Ali Eskicioğlu’nun hayatında Erbakan ve Millî Görüş hareketinin müstesna yeri vardı. Bulunduğu topluluklarda mutlaka Millî Görüş’ü hatırlatırdı. “Millî Görüş bu milletin özüdür” derdi. Evi teşkilât binası gibiydi.
Manevî cephesiyle insanların gönül dünyasına dokunabilenler unutulmuyorlar. Ali ağabey bunun örneği. Mekânı cennet olsun!