Okullarda bize devlette üç güç bulunduğu ve bunların, yasama, yürütme ve yargı olduğu öğretildi.. Ve bu üç gücün birbirinden bağımsız olması gerektiği özellikle de Yasama bağımsızlığının öneminin altı ısrarla çizildi. Ancak uygulamada öyle bir noktaya gelindi ki Yasama ve Yürütmenin de yerini Yargı almış görünüyor.

Meclisin kanun çıkarması, yürütmenin bir karar alması çoğu zaman Yargı engeline takılıyor. Böyle olunca da seçilmiş kadroların ülke yönetiminde önemli bir etkinliği kalmıyor. Çünkü, seçim meydanlarında millete verilen sözleri uygulama imkanları olmuyor. Aldıkları kararlar genellikle Yargıya takılıp kalıyor.

Bu noktada akla şu soru geliyor: Yasama ve yürütme yanlış yapacak olursa bunu yargı düzeltecek, peki Yargı yanlış yaparsa kim düzeltecek Bir başka ifade ile balık kokarsa tuzlayacağız, ama tuz kokarsa ne olacak

Hiç kimse yasama ve yürütme yanlış yapabilir ama yargı yapamaz gibi bir iddiayı gündeme getiremez. Çünkü, nasıl ki yasama ve yürütme insan iradesinin sonucu bazı kararlar alıyorsa yargıda da insan iradesi söz konusudur. Burada "Yargı mevcut kanunlar çerçevesinde karar verir. Onun için de ortada bir yanlış varsa bu var olan kanunlardan kaynaklanıyordur" denemez.

Bunu izah etmeye çalışalım..

Danıştay önceki gün iki karar açıkladı. Bunlardan birisi; Türbanın okul yolunda da yasaklanması, diğeri ise meslek liselilere Açık Lise yolunun kapanması.

Hemen belirteyim ki, bunca yıldır pek çok öğretmen ve memur işine gelip giderken başını örtüyor ve mevcut kanunlar çerçevesinde bunun hiçbir kanuna aykırılığı yoktu. Son günlerde bu uygulamayı yasaklayan bir kanun da çıkmadığına göre son verilen karar tamamen yorum sonucu ortaya çıkmıştır. Yorumlar kendiliğinden değişecek olursa  o zaman insanlar neye göre hareket edecek Bunca yıldır suç ve yasak olmayan bir eylem bir anda yasak haline gelebiliyorsa Yargıya güven kalır mı

Gelelim ikinci karara. Bilindiği gibi yıllardan beri bu ülkedeki uygulamaya göre ister düz lise mezunları meslek lisesi, ister meslek lisesi mezunları düz lise bitirme sınavına girebiliyorlardı. Bu şekilde iki lise diploması alan pek çok insan şu anda devlet kademelerinde görevli bulunuyor. Yani, şimdiye kadar bu uygulamanın kanuna ve hukuka aykırı hiçbir yanı yoktu. Ama, ne olduysa oldu bir anda Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı tebliğin uygulaması durduruldu. Bu kararın da yorum sonucu alındığını düşünüyorum. Eğer yorum neticesinde alınmamış olsa bu ülkede yıllarca meslek lisesi mezunları düz lise, düz lise mezunlarının meslek lisesi bitirme sınavlarına girmesi serbest olabilir miydi Benim bildiğim hala ilköğretim okullarında düz liseden sonra öğretmen liselerinin dışarıdan fark derslerini vererek mezun olan ve öğretmenlik yapan ve emekli olan binlerce insan var.

Görünen o ki, yargı siyasallaşmıştır. Ya da belli bir ideolojinin mensupları karar verirken hukuktan çok siyasal eğilimlerine göre yorum yapıyorlar. Bunun sağlıklı bir yol olduğunu sanmıyorum. Çünkü, adalet herkese gereklidir ve bu hususta karar verme noktasında olanlar sadece kendi düşünceleri doğrultusunda yorumlar yaparak toplumun bir kesimini mağdur edecek bir uygulama yapamazlar. Biz yapamazlar diyoruz ama yapıldığı da ortada..

Bunun için öncelikli olarak yargıdaki siyasallaşmanın önlenmesi gerekiyor. Bunun yolu sanıyorum toplumsal uzlaşmadan geçer. Bu uzlaşma sağlanamadan bu ülkede insanların huzur içinde ve devletlerine güvenerek yaşamaları mümkün olamaz. Çünkü, adalet mülkün temelidir. Adalete güven sarsıldığı, sadece belli bir düşence mensuplarına hayat hakkı tanındığı, diğerlerinin ise ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü duygusuna kapılındığı andan itibaren bilinmelidir ki kimse huzur için yaşayamaz.