Bir hadis-i şerifte mealen şöyle buyrulmuştur: Zamanla kitap ile hükmün arası açılacaktır. Gerçekten de ‘peygamberlik metodu üzerine hilafetten sonra yöntem ve icraat olarak Kitap ile hüküm arası yani yönetim biçimi arasında mesafe açılmıştır. Bu mesafe bazen daralmış bazen kapanmış bazen de açık kalmıştır. Ömer Bin Abdulaziz döneminde açık ara kapanmıştır. Kitap, Kur’an-ı Kerim olduğu gibi onun ihtiva ettiği kurallar bütününe ve demetine de denebilir. Hadisleri de kapsar. Dolayısıyla siyasette ve diğer temel unsurlarda zamanla sapma olacaktır. İslam tarihini beş bölüme ayıran hadiste (Ahmet Bezzar, Taberani tahriç etmiştir) iki dönemden birisi kısmen diğeri de umumi olarak karanlık dönem olarak tasvir edilmekte ve tanımlanmaktadır. Bu iki dönem; üçüncü döneme tekabül eden ümera dönemi ile dördüncü döneme tekabül eden cebabire ve decacile dönemidir. Emevilerle birlikte başlayan sapma usul ve yöntemde sapmadır. Dördüncü dönemde sapma ise esasta sapmadır. Osmanlı’nın yıkılmasına rastlamaktadır. İdeolojik olarak sapmadır. Birinci sapmada (üçüncü dönem), sahabelerin ifadesiyle Kisra ve Kayzer idaresine özenilmiş ve onlar taklit edilmiştir. Bununla birlikte genel referans İslam olarak kalmıştır. İkinci karanlık tarihi dilim olan dördüncü dönemde ise bizzat İslam referans olmaktan çıkmış ve Fransız Devriminin getirmiş olduğu esaslar kabul edilmiştir. Hem siyaseten hem de ideolojik anlamda sapma yaşanmıştır. Külli ve umumi. Bundan dolayı Hasan el Benna tecdit çığırını külli olarak tanımlamıştır.
*
İslamcılık zamanla Kur’an arasında açılan mesafeyi kapatma girişimidir. Ya da kitapla hüküm arasında açılan makasın daraltılması, kapatılması ve tezadın tenasübe çevrilmesidir. Buna genellikle tecdit diyoruz. Tecdidin bir kısmı ve parçası siyasete müteallik olandır. Bundan dolayı Ömer Bin Abdulaziz diğer alanları da kapsasa da siyasi alanda birinci sınıf müceddittir.
İçtimai alanda ulema kesintisiz bir biçimde tecdit görevini deruhte etmişlerdir. Onların tecditleri iman ve İslam dairesindedir. Tecdit her seviyede geçerlidir. Bu bazen ilmi seviyelerde de olabilir. İmam Ebu’l Hasan el Eş’ari’nin yaptığı gibi usulüddin de yanlış eğilimleri düzeltme çığırı olabilir. İmam Rabbani gibi hem siyasi alanda hem de tasavvufi aslına irca anlamında da olabilir. Gazali felsefe ve batiniler karşısında bir yenileyicidir. Onun ötesinde ahlaki bir yenilenme yapmıştır. Gazali nesillerin ahlak muallimi ve gelmiş geçmiş en büyük pedagoglardan birisidir. Abdulkadir Geylani ise kaybolan coşkuyu tazelemiş ve İslam’ın sıcaklığını kitlelere yeniden aksettirmiş ve hissettirmiştir. Bundan dolayı onların manevi terbiyelerinin sonucunda Selahaddin nesli zuhur etmiştir. Her ikisi de kitaplarında kital anlamında cihat bahsi yazmasalar bile her zaman cihadın içinde olmuşlardır. En büyük cihaddan bahsetmişlerdir. Kıtal manasının dışında onlar Furkan suresinin 52’inci ayetinin ışığında ve ‘Onlarla büyük cihat ile cihat et’ buyruğu doğrultusunda kelime ve söz cihadıyla ölmüş sineleri dirilterek cihat etmişlerdir. Cihadı sadece kitale hasretmek indirgemeciliktir. Gönülleri kitale hazırlamak da cihattır. Gaziyi giydirmek mali cihat olduğu gibi ölü sineleri diriltmek de en büyük cihattır. Bundan dolayı usul kaidesidir: Ma la yetimmu’l vacibu illa bihi fehuve vacip. Görevi tamamlayan her şey görevdendir. Farzın yapılmasına ve icrasına hizmet eden her şey farzdır. Bu kapsamdadır.
*
Kimileri cihadı kital manasına indirgenmiş olarak algıladıklarından Gazali gibilerini gevşeklikle ve sorumsuzlukla suçlamışlardır. Bununla birlikte yenileme veya tecdit görevi sadece manevi veya sadece siyasi değildir. Tecdit bir alana hasredilemez. ‘Acı neredeyse can oradadır’ misali yanlış anlama veya gevşeklik neredeyse takviye oraya yapılır. Alimler birçok alanda tecdit yapmışlardır. Lakin onların tecdidi genelde içtimai tecdittir. Bununla birlikte siyasi tecdidin de zeminini hazırlarlar. Siyasi tecdidi Ömer Bin Abdulaziz, Salahaddin Eyyübi ve Yavuz sultan Selim gibiler yapmışlardır. Ömer Bin Abdulaziz devlet yönetme anlayışını peygamberlik metodunu irca etmiştir. Ötekiler de ittihad-ı İslama hizmet etmişlerdir. Bu itibarla, siyasal İslam (indirgemeden) külli dirilişin bir parçasıdır. Bununla birlikte, zorlamalı olanlar isabetli olmayabilirler. Bazen İslam hakkındaki tasavvurlara da İslamcılık diyoruz. Ebu’l Hasan el Eş’ari İslamcılığı bu anlamda kullanmıştır. İslamcıların sözleri ve tezleri anlamında Makalat el İslamiyyin ifadesini kullanmıştır. İslamcılık tecdidin bir parçasıdır ikisi arasında umum ve husus münasebet vardır. İslamcılık İslam idealini gönülde yaşatmak ve onu yeniden afaka taşıma ideali ve ülküsüdür. Kur’an ile hüküm arasındaki mesafe beşeri çabalarla kapanmayabilir. Bu Allah’ın takdirine bağlıdır. Biz ise bu ideali yaşatmakla mükellefiz. Yani zaferle değil seferle yükümlüyüz vesselam.