Çekişmek, Devleti Elden Götürür Müslümanların ihtilafa düşmekten, birbirleriyle çekişmekten uzak durmaları için ne yapılması gerekiyor Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Ve ey Mü’minler! ALLAH Teâlâ’ya ve Resûlüne her hususta itaat ediniz, muhalif hareketlerden kaçınınız, birbirinizle sürtüşüp çekişmeyiniz, tartışıp bölünmeyiniz. Sonra korkuya kapılır, başarısızlığa düşersiniz ve devletiniz elden gider. Sabredin. Muhakkak ki, ALLAH Teâlâ, sabredenlerle beraberdir.”   Bu ayet-i kerîmede ALLAH Teâlâ, Mü’minlere: Kendisine ve Resûlü’ne itaat etmelerini; birbirleriyle çekişmeden, kavgadan uzak durmalarını emrediyor. Çekişmenin, Mü’minleri başarısızlığa götüreceğini, devletlerini, kuvvetlerini gidereceğini bildiriyor ve böyle bir duruma düşmemeleri için sabretmelerini buyuruyor ve kendisinin sabredenlerle beraber olduğunu vurguluyor. Rabbimiz önce “ALLAH Teâlâ’ya ve O’nun Resûlü’ne itaat ediniz.” buyuruyor. Zaten bu gerçekleşirse sen-ben olmaz. ALLAH Teâlâ’nın dediği olur. Sen-ben ortadan kalkar, “Biz” olursak, kuvvetimiz dağılmaz. Kur’ân-ı Kerim ve sünnetten koparsak, kendi görüşlerimize göre hareket edersek, herkes ve her millet kendisinin haklı olduğunu, bu kaynakları kendisinin yönetmesi gerektiğini ileri sürer ve çekişme başlar. Çekişme başlayınca yüreklere korku girer. Yüreklere korku girince insanın dizlerinin bağı çözülür ve zayıf düşer. Bu ayette, günümüz dünyasında Müslümanların neden gerektiği kadar güçlü olmadıklarının da asıl sebeplerinden biri bildirilmektedir: “Birlik Ruhu İçerisinde Olmamak” Bu ayet-i kerîmede Rabbimiz: Müslümanım diyen herkesin ALLAH Teâlâ’ya ve Resûlüne her hususta kayıtsız şartsız itaat etmelerini, birbirleriyle ihtilafa düşmekten, çekişmekten uzak durmalarını emrediyor. Çekişmenin, bölünüp parçalanmaya neticesinde de Mü’minleri başarısızlığa götüreceğini, devletlerinin ve kuvvetlerinin elden gideceğini bildiriyor ve böyle bir duruma düşmemeleri için sabretmelerini buyuruyor. ALLAH Teâlâ’nın sabredenlerle beraber olduğunu vurguluyor. Müslüman topluma yakışan da budur. Müslüman toplum ALLAH Teâlâ ve Resûlüne kesinlikle itaat eder, sadece O’na dayanıp güvenir. Yaptıkları her şeyi O’nun rızası için yaparlar ve ALLAH Teâlâ için birbirlerini severler. Bu ayet-i kerîme, bütün Müslümanlar için en faideli hareket düsturu mahiyetindedir. Çünkü bu mübarek ayet-i kerîme gösteriyor ki; ALLAH Teâlâ’nın yardımına, fevzü felaha nail olmak isteyen bir millet dindar olmalıdır, ALLAH Teâlâ ve Resûlünün emirlerine, hükümlerine riayet etmelidir. Cenab-ı Hak’kı zikrederek uyanık bir ruha sahib olmalıdır. Din düşmanlarıyla karşılaştıkları zaman da ALLAH Teâlâ’dan yardım dileyerek sabır ve sebattan ayrılmamalıdır. Kendi aralarında bir takım dünyevî maksatlardan, şahsi menfaatlerden dolayı ihtilaflar, çekişmeler ve ayrılıklar yüz göstermemelidir. Aralarındaki vahdeti, birlik ve beraberliği, din kardeşliğini, müşterek menfaatleri unutmamalıdırlar. Aksi surette hareket edildiği ve birtakım ihtiraslar yüzünden ihtilaflara düşüldüğü takdirde ise milletin bütün hey’eti umumiyyesi ALLAH Teâlâ’nın yardımından mahrum, acizliğe ve meskenete düşmüş, başka milletlerin tahakkümü altında perişan olarak mahvolur gider. Mezkûr ayet-i kerime bunu açıkça vurgulamakta ve bu vakıa dünya tarihinde gelmiş geçmiş birçok milletlerde açıkça görülmüş ve bugün de görülmektedir. Yıkılan bütün devletlerin, hükümetlerin ve tarihten silinen milletlerin yok olma sebebi: Aralarındaki ihtilafın olduğunu tarih ispat etmektedir. Bunu inkâr etmek mümkün değildir. Dünya tarihi, buna dair pek çok feci misaller ile doludur. Artık bunlardan ibret almak lâzımdır. İbret alınsaydı tarih tekerrür etmezdi. Bahis konusu olan ayet-i kerime: Müslümanları birleştirip kaynaştıran, toplayıp bütünleştiren gücün ALLAH Teâlâ ve Resûlüne imandan sonra mutlak itaat olduğunu belirtiyor. İslâm toplumları böyle bir itaat içerisinde olmadıkları sürece, fitneye kapı açmış olurlar. Çünkü ALLAH Teâlâ ve Resûlüne mutlak itaat, fitnenin önünde engelleyici en sağlam kapıdır. Ashab-ı Kiramı başarıdan başarıya, zaferden zafere götüren ruh ve maya da buydu. ALLAH Teâlâ ve Resûlüne mutlak itaatin manası şudur: Hiçbir itiraz ve aksi görüş ortaya koymadan ve böyle bir şeyi düşünmeden ALLAH Teâlâ ve Resûlünün emirlerini ve yasaklarını kayıtsız şartsız dinleyip kabul etmek ve zamanı gelince uygulamak. Binaenaleyh, Müslümanlar ALLAH Teâlâ ve Resûlünün buyruklarına böylece itaat etmelidirler. Birbirleriyle çekişmekten de son derece kaçınmalıdırlar. Bizden önceki milletler, sadece birbirleriyle ihtilafa düştüklerinden ve çokça itirazda bulunmalarından dolayı helak oldular. Zira ihtilaf, çekişme ve itiraz sebebiyle iktidar, devlet ve güç elden gider. Müslümanlar sabretmesini mutlaka bilmelidir. Zira sabır, Müslümanın tutukluk yapmayan silahıdır. “Şecaat, yani yiğitlik bir anlık sabırdır.” demişler. ALLAH Teâlâ’nın yardım desteğinin, Mü’minlerin beraberinde olması, şeref olarak onlar için yeter.  Enfal sûresi: 46