İnsanın midesi boş olunca karnından guruldama sesleri gelmeye başlar. Böylece o kişinin karnının aç olduğu anlaşılır. Peki, insan beyninin boş olduğu nasıl anlaşılır Mide ve zihin vücudun mevcudiyetini sağlayan en önemli organlardır. İkisi de beslenme kaynakları bakımından birbirlerine benzerler. Mide boş kaldığı zaman vücut güçsüz düşüp hareket edemez. Beyin boş kaldığı zaman veya sağlıklı beslenmediği zaman da aynı sonuçla karşılaşılır. Nasıl ki mideyi Allah’ın temiz ve helal kıldığı gıdalarla beslemek dini bir vecibe ise beyni de aynı şekilde Allah’ın meşru ve doğru kıldığı fikirlerle beslemek de dini bir vecibedir. Haram gıdalarla beslenen midenin insanı fasık, günahkâr, asi ve sevimsiz bir kul yapacağı bilinmektedir. İbadete düşkün insan yetiştirmek için küçüklükten itibaren helal gıdalarla beslenmenin önemi büyüktür. Aynı şekilde yanlış ve batıl fikirlerle beslenen beyin de insanı fasık, günahkâr, asi ve hayırsız bir kimse yapar. Bu açıdan bakıldığında beynin yani zihnimizin beslenmesi midenin beslenmesinden daha önemlidir. Modern zamanlarda artık siyah ile beyaz birbirinden kesin çizgilerle ayrılmadığı için, insanlar batıl fikirlerle beslendiler, bunun sonucunda da mü’min, sadık ve salih insanlar yetiştirmek zorlaşmıştır. Gıdalarda Allah belirlediği haram ve helâl kıstası arandığı gibi fikir ve düşüncede de Allah belirlediği doğru ve yanlış kıstası aranmalıdır. İlahi ölçüler ortadan kaldırıldığında vahiy ikliminden uzaklaşılmış olur. O zaman da hep batıl, yanlış ve sapık akımlardan beslendiği için hakkı bulmak zorlaşır.
Allah’ın doğru ve hak kıldığı fikirlerle beslenmeyen insan Müslüman’ca düşünemez. Müslüman’ca düşünemeyen zihin, Müslüman’ca tavır ortaya koyamaz, İslam’ın ana referanslarıyla birlikte hareket edemez. Günlük olayların estirdiği rüzgârlara kapılıp sağa sola savrulup durur. Basit hesapların geçici faydalarına, izafi sonuçlarına, toplumun İslam’a aykırı kabullerine göre olayları yorumlar. Kişi böyle olduğu andan itibaren Müslüman’a ait olmayan süslü dünyanın tuzaklarına düşmüş, çarpık düşünce sistemine teslim olmuş demektir. Hayatını İslam’ın temel ilkeleri ışığında yaşamayan bir Müslüman İslami olmayan düşünce sistemlerinin elinde oyuncak olup kapitalist felsefeye göre düşünmeye başlar. Sonunda sıradan bir insan gibi kapitalizmin şekil verdiği bir eşyaya dönüşür. Modern bir hayat yaşama hevesiyle kendi isteğiyle kapitalizme uyan makyavelist bir insan olup çıkar.
Oysaki Müslümanlığının şuurunda olan herkes Müslüman olmayı dünyanın en büyük payesi, en büyük sıfatı olarak görür. Bu konuda başka bir yorum, başka bir sıfat da kabul etmez. Medyanın büyüleyici gücü tarafından yönlendirip şartlandırıldığımız hayatta Müslüman’ın düşünce dengesi her gün bozulmaktadır. Hatta düşünme hakkı elinden alınmakta, düşünme melekesi gün geçtikçe yok olmaktadır. Bunun farkında olan her Müslüman uyanık kalıp zihnini bir ana arı gibi İslam’ın temel kaideleriyle onarmalıdır. Fikir kirlenmesi yüzünden Müslümanlar gelecekleri hakkında sağlıklı düşünemez duruma gelmektedirler. Beyinlere her gün yapılan bin bir türlü saldırı ve fikir bombardımanı sonucunda düşmanına kurtarıcı gözüyle bakıp sarılanların sayısı artmaktadır. Heyhat ki insanların düşünce dünyası öyle bozuldu ki; doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edemeyecek duruma geldi. Adalet ile zulmü anlayamayacak duruma düştü. Bu durum artık Müslüman zihnin günübirlik, basit olaylar hakkında bile doğru dürüst düşünemediğini gösteren trajik bir durumdur. Son zamanlarda tartışmalara konu olan rüşvet, yolsuzluk, vb. konular üzerinden düşünüldüğünde Müslüman zihin için tam bir facia ortaya çıkmaktadır. İslam’a göre beytülmal sayılan malların İslami olmayan yollardan kullanılması, kullandırılması suçtur, günahtır. Delil olmadan bir kimseyi suçlamak da Müslüman’ca bir tavır olamaz. İddialar ispatlandığında karşılığında ceza olmalıdır. Ancak ispatlanmadığında iftira sayılır, o zaman da iftira suçunu işleyenlerin cezalandırılması gerekir. Normal şartlarda Müslüman zihnin böyle düşünmesi gerekirken bozulmuş ve dönüştürülmüş zihinler sayesinde bir taraf delil olsun olmasın saldırmakta, bir tarafta delil olsun olmasın hiçbir şeye inanmamaktadır.
Her gün içimize atılan fikir bombalarıyla çağımızda kimse gerçeği anlayamaz, göremez oldu. Medya tarafından evlere, beyinlere, yüreklere fikir bombaları atılmaktadır. Halk savunmasız ve çaresiz fikir bombardımanına maruz kalıyor. Anneler, babalar, öğretmenler tedirgin bile olmuyorlar. Hayatın geçici zevkleri öyle bir sarhoş etmiş ki; saldırının, tehlikenin farkında bile değiller. Durumun farkında olan az sayıda insanın çabaları ise kötü gidişi değiştirmeye yetmiyor. Ani bir darbeyle toplumun zihni tamamen ifsat edilebilir. Toplum tamamen yoldan çıkabilir. Toplumun dirileri ölü gibi dururken, ölülerini nasıl anlayabilirler. Ayakta ölü gibi duran bu toplum, ne zaman dirilip evlatlarını uçurumun kenarından kurtaracak. İçinde bulundukları zor ve tehlikeli durumun farkında olmadıkları için yardım almayı da kabul etmiyorlar. Bu durum toplumu saran bir çeşit bulaşıcı hastalıktır. Toplum adeta yardım almayı kabul etmeyen paranoid bozukluğun pençesine düşmüş durumda. Herkes mevcut sorunların kaynağını başkalarında görmekte, kimse kendi zihni durumunu, duruşunu sorgulamamaktadır. Öyle anlaşılıyor ki zihinleri örselenmiş insanlar daha uzun zaman kendi ön kabullerine göre, makyavelist davranarak, hiçbir şeye inanmayıp doğru bildikleri partilere destek vermeye devam edecekler. Bu durumun sosyolojik ve mantıksal analizleri yapılmalıdır. Asıl ve ciddi olan sorun halkın içine düştüğü aynı zamanda ahlaki olan bu durumdur.
Müslümanların asıl sorunu öyle zannedildiği gibi yolsuzluk, rüşvet vb. sorunlar değildir. Bunlar asıl sorunların bir sonucudur. Asıl sorun İslam’ın temel esaslarına göre düşünemeyen, vahiy ışığında olaylara bakamayan, hareket edemeyen zihindir. Bu sorundan dolayı her dönem bir parti Müslümanları kandırıp, kendine inandırıp iktidara gelmekte, ancak Müslümanların temel sorunlarına bir çözüm getirememektedir. Müslümanlar Müslüman’ca düşünemediği için Müslüman’ca hareket edemiyor. Bunun için önce zihnimizi tümüyle sadeleştirmeliyiz ya da tümüyle sıfırlamalıyız, ilk ayarına döndürmeliyiz. Ondan sonra da arı duru bir şekilde vahiyle beslenmelidir zihin. Kalıcı çözümleri vahiyle beslendikten sonra bulmak mümkündür. İslami bir terbiye ile toplumu mayalayıp adam olacak temiz nesiller yetiştirilmeden çıkış yolu bulunamaz. Yoksa bu zihin karmaşasında bulunan hiçbir çözüm, çözüm değildir.