"Nuray Özcan ın anısına."

Tatile geldiğimiz diyardan ayrılmak vakti birer birer geliyor. Zaten bu tatile de teker teker çıkmıştık. Aile indirimi, grup rezervasyonu yapılmamıştı.

Kimileri için çok kısa sürmüştü tatil. Bazısının uzun görünse de pek birşey anlayamamıştı. Önemli bir kesim için işkence bile sayılabilirdi. Hastalıklar, parasızlık, işsizlik, mutsuzluklarla çepeçevre kuşatılmıştı. Aslında habersizdiler ama şahane bir tatildir, çoğunluğunki. Hazinelerden kıymetli, emre her an amade bir beden verilmiştir hizmete. Trilyon dolarlık eller, ayaklar ve kemiklerle; dünya avuçlar içine alınıp, gezilip-dolaşılmıştır. Dalından domateslerin toplanmasına değin en ince ayrıntılar düşünülüp, en pahalı sevgilerin sunumuna kadar Yaratıcı tarafından, insanoğlu için programlanmıştır tatil.

Arada teneffes zilleri çalmıştır. Hastalıklar, "hazırlan" alarmlarıdır aslında. Ebedî evin gözleri yolda kalmıştır, bir an önce emanetine kavuşmak istemektedir. Toplu konut taksitleri bitmeden bile, kalıcı yuvaya geçenler olmuştur. Bazan zil, tek seans çalmıştır. Tık sesi ile bitmiştir tatil. Gelinen yere dönüş başlamıştır. Tek çıkılan seferden, yalnız dönülmüştür yine.

Hiç umulmadık bir anda bitiyor, Nuray ablamın tatili. Herkes hasta annesi için umutları bitirmişken, fedakârlığın abidesi, dünyanın işlerini bitiremeden ayrılıyor sevdiklerinden. Anılarda kalansa, düzgün fiziği, hep hüzünle bakan yeşil gözleri, elinden hiç düşürmediği temizlik bezleri. Tatilinde ne çok yoruldu Nuray abla. Yine de bitmedi, nankör ev işleri, ortalığın silinip süpürülmesi. "Görümce değil, bacıydı" diyen gelininin içli gözyaşları. "Her yerde onun eşyaları, anıları, nasıl yaşarım onsuz"diyen bu çeyrek asra yaklaşan akrabalık getirisi dostluğa şaşan modern zamanların insan yükü kaldıramayan anlayışı. Gözlerini dünyaya açtıklarında, çalışan bir annenin şefkatini üstlenmiş, bu hiç evlenmemiş "hala sultan"ın sevgisi ile hayata güvenle yaslanan yetişkin yeğenlerdeki tarifesiz acı.

Ne başını, ne sonunu belirleyebiliyorsunuz tatilin. Ciğerlerindeki son nefesle ocak tutuşturup kocalarına yemek yetiştiren kadınlara; bir teşekkür edilemeden bitmiş tatil. Televizyonların muhabbetleri bulandırmadığı, geçim gailesinin böyle çetin olmadığı, tüketim çılgınlığının bilinmediği devirlerde; çok daha mutlu olmuş tatiller. Kış kahvaltılarından sonra komşu evlerde toplanıp, sarılan yaprak sarmaları yanındaki garnitür, depresyona şifa bir terapidir de. Kısa kış günlerinin ucuz gecelerinde masallarla büyüyen çocuklarda, küçük mısır patlaklarında büyük sevinçtir. Kaç kez, şehrazat mutfaktaki su küpünden çıkıp, elindeki kandil ile odaları dolaşmış, hayaller sınırları aşıp, Bağdat ta, Şam da konaklamıştır.

Mahallenin medyasıdır balkonlar. Taşlıkları yıkayan tahta takunyaların tıkırtılarını tanırdı tavuklar. Birazdan Hatice Hanım, kümesin önünde görünür, yemlerini verirdi. Bahçelerdeki çıkrıklı kuyubaşı sohbetlerini, şeppoylar arasındaki neşeli kahkahaları, zerdali lezzetlerini de silip süpürüyor, gidenler. Gökteki yıldızlar gibi sabahlara kalmadan, aceleyle kalkıp gidiyorlar.Mavi bulutlar gibi arkalarına bakmadan kayboluyorlar. Baharat tadında, geniz yakan anılar kalıyor, geriye.

Şimdi şehir mezarlıklarında eski komşular, yan yana. Saraydan emekli Hulusî bey. Saliha-i Nisvan dan Hayriye Hanım. Beylik kavgaların bıçkın delikanlısı Sarhoş Besim. Açık saçık fıkraların mucidi Benli Belkıs. Uçuk hallerini, mezar taşının bile unutturamadığı "Çayır gülü." Bir Yeşilçam filmi gibi parlayıp sönüyorlar. Onların hikâyelerine benzer filmleri, yanı başlarındaki sinema, günde kaç kez izlettiriyor insanlara. Gerçek film olmuş insanlar bu kadar yakınken yaşama. Dirilerse bu denli yaklaşırken ölüme. Her ölene nasıl da katıla katıla ağlarız öyle; çok vaktimiz varmış gibi.

Gidenler, bizlere taptaze tatil anıları bırakıyorlar. Ellerim nasıl titriyor, daha bu yaz, annemin bahçenin vişnesinden yaptığı reçel kavanozunu her gördüğümde. Hasta hali ile yastığımı doldurup kenarını diktiği dikiş her yüzüme geldiğinde, kalbim daralıyor. Her şey ne kadar da sevdiklerimizi hatırlatıyor. Sevdiklerimizin sevdiği yemekler boğazımıza diziliyor. Onların sevdiği mevsimler, çiçekler. Şu ilkbaharda onlarsızlık. Goncadaki güller. Manolyalar.

Dallara mayıs değiyor. Ah aney. En sevdiğin ay, mayıs da doğmuşum. Bu mayıs, olanca coşkusuna karşın ne kadar da hüzünlü. Kimse bir anne kadar içten sevebilir mi O hayat dolu sesin, sevgi sözcüklerine hasretlik biraz da. Nuray ablamın sevdiklerinde de o kavurucu acı. Şefkat sağanağı çıkıp gitmiştir, yeri boş kalmıştır. Fakat çare yok. Tatil bitecek, hepimiz evimize döneceğiz.