“Tatil”e çeşitli anlamların yüklendiği bir zaman diliminde, ben nasıl bir tatil yapmayı düşünüyorum Benim dinlenmeye, yaz mevsiminin çeşitli imkânlarından ve nimetlerinden istifade etmeye hakkım yok mudur Dağ, yayla, deniz, güneş, kum gibi Allah’ın nimetleri benim istifade edeceğim şekilde de tanzim edilemez mi Ülkemizin çok güzel coğrafî imkânlara sahip olduğunu biliyor ve görüyorum. Bunlar benim ilgi alanımın niçin dışında kalsın

Yakın bir geçmişe kadar çok az ve ayrıcalıklı kimselerin yaptığı tatil, artık yediden yetmişe herkesin “yıllık planı”nda şöyle ya da böyle yerini almış durumda… Bu yüzden her türlü anlayışa uygun (mu ) tatil köyleri, oteller, moteller, yaylalar vb. büyük bir yaygınlık kazandı. Artık ülkemizde büyük ekonomik yatırımların yapıldığı “turizm sektörü” önemli bir sektör haline geldi.

Müslüman kesimde kırk-elli yıl önceleri karşı çıkılan turist ve dolayısıyla “turizm” olgusu, bugün karşı çıkanların ellerinde sürekli kendini katlayan ve yenileyen bir sektöre dönüştü, Türkiye’nin her tarafı otellerle doldu. Ülkemizde “güven ortamı”nın oluşmasıyla birlikte epey zamandan beri yabancılar akın ediyorlar Türkiye’ye...

Akdeniz ve Ege bölgelerinde yabancıların yerleştiği özel köyler, kasabalar oluştu, hatta yabancılar yerlileşti. Kuşkusuz Türkiye’nin yaşanılır bir ülke olduğu kanaati onları böyle bir karar almaya yöneltti. Özellikle haziran, temmuz, ağustos hatta eylül aylarında turistik diye nitelenen beldelerde biz “yabancı” durumuna düştük.

Böyle bir durumda “hizmet mi para mı” sorusu bile abes... Çünkü herkes biliyor ki turizm sektöründeki hizmetin amacı para kazanmak! Bu yüzden “para” her şeyin önüne geçti. “Zinhar olamaz” denilen konular artık bugün hiç tartışılmadığı gibi, onlar “zinhar” diyenlerin para kazandıkları ekmem kapıları haline geldi.

Paranın büyük bir güç olduğu, ya da paranın büyük gücün yerine geçmesiyle hayatın istikametinin değiştiği bilenen bir gerçek! Geçmişte hatta bugün bile zihnen az gelişmiş ve uyanıklık yapan birtakım toplum önderliğine soyunan bezirgânların elinde, insanların hayatları oyuncak haline getirildi...

Dünya nimetlerini Müslümana çok gören veya kendisi “dünya nimeti”nin ne olduğunu bilmediği için başkalarının da istifade etmesini istemeyen ve bunu “din”miş gibi sunanlar, Müslümanların hayatının hep gerilerde kalmasına sebep oldular.

Dünya nasıl da tersine dönüyor Meselâ eskiden sahil kesimlerinde yaşayanlar miras paylaşımında deniz kenarlarını kızlara verirlermiş... Kıza bir şeyler verilecek, fakat göz bebekleri gibi gördükleri verimli tarlaları bölüp “kız”a vermeye kıyamadıkları için deniz kenarında ekip biçmeye müsait olmayan tarlalar kızlara uygun görülürmüş! Gel zaman git zaman turizm önem kazanınca, kızlara büyük piyango vurdu. İşte hayat da böyle bir şey...

Müslümanlar yeni yeni deniz, kum, güneş demeye başladı, tabii ki çok geç kalmış olarak… Geç kaldığı için de bu yerlerin işletimi konusunda kendilerine özgü çözümler üretemediler, işletmeleri kurumsallaştıramadılar. Bugün Müslümanlar için turizm sektörü işletmeciliği, kırılgan olarak emekleme safhasını yaşıyor. Ne olurdu, ileri görüşlü insanların birtakım gayretleri akim kalmasaydı!

Bugün turistlere hizmet veren yerlerde bir Müslümanın tatil yapması mümkün değildir. Ne yazık ki her türlü imkân da onlara yönelik, çünkü oralarda ve onların tatil anlayışında “süreklilik” vardır. Bu yüzden dış bağlantılarla oralara müşteri bulma kolaylığı sağlanıyor. Bu tür kurumların sürekliliği için kurumlaşmaya ve dolayısıyla düzenli müşteriye muhtaçtır.

Şimdilerde bazı şahıs veya şirketlerin turizm işletmeciliği alanında Müslümanlara yönelik çalışmalara tanık oluyoruz. Buralarda karşılıklı iyi niyetin olması şarttır. İşletmeci müşteriyi istismar etmeye kalkışmamalı, aksine Müslümanın iyi şeylere lâyık olduğu inancı bu tür oluşumlarda esas niyeti oluşturmalıdır. Elbette verdiği hizmetin karşılığını istemeye hakkı vardır.

İşletmeci, “Ne gösterirsem kabul eder, ne verirsem yer, ne bulursa onunla yetinir” demeden, müşteriye hizmeti esas alıp, aldığı paranın karşılığını vermesi gerekir. Hileli yollara başvurarak, kandırmak gibi bir yola asla tevessül etmemelidir. Ne yazık ki bu konuda iyi bir sınav verilmiyor. Buralardan istismar kokuları geliyor.

Meselâ temizliğe, düzene, disipline yeterli özen gösterilmiyor. Bu arada yemeklerde israftan söz ediliyor, doğrudur, fakat müşteri aldığı yemeği yiyemiyorsa burada bir sorun var demektir. Malzeme çok güzel fakat yemek yapmasını bilmeyen aşçıların pişirdiği yemekler yenmiyor, dolayısıyla alınan yemek masada kalıyor.

Tatilin en önemli unsurları olan elektrikler sık kesiliyor, sular hâkezâ... Sıcak sular tam da lâzım olacak zamanda akmıyor. Bütün bunlara ilâve olarak çağımızın en önemli iletişim vasıtası internet verimsiz çalışıyor veya çoğu zaman çekmiyor. Böyle bir kurumda işletme sorunu var demektir.

Meselâ turizme yönelik faaliyet yapan bir otelin tanıtımında “hanımlara özel plaj” var deniliyordu. Sorulduğunda, yan tarafında beş yıldızlı otelin kullanım alanıyla araya bir ip çekilmiş, diğer yanında umuma açık bir plaj var. İple ayrılmış yere “özel plaj” diyorlar. Oysa öyle özel bir plaj söz konusu değil. İşte bu bir kandırmadır.

Başka bir örnek de, bir aktivite yapılıyor ve spiker “fotoğraf çektirmek ücretsiz” diye anons ediyor, fotoğrafınızı almaya gittiğinizde de her bir fotoğraf için yirmi lira ücret isteniyor. “Fotoğraf çektirmek ücretsiz demiştiniz” dendiğinde de, “Evet çektirmek ücretsiz, fakat almak ücretli!” cevabını alıyorsunuz, şaka gibi...

Şunu iyice görmek ve bilmek durumundayız, ülkemiz çok güzel, meyvesinden sebzesine kadar her nimet var ve bol... Tabii güzellikler kadar ülkemizin tarihî zenginliği de herkesin ilgisini çekiyor. Yaşamasını bilmekle, nimetlerden istifade etmesini bilmek doğru orantılıdır. Bugün elde edilen ekonomik güç, insanın çevresine yönelmesini sağlıyor ve iç turizmde gözlenen hareketlilik bunun yansımalarını gösteriyor. Demem o ki Müslüman her konuda ve konumda örnek olmalıdır.