Geçenlerde (17 Ekim) bu köşede, "Tarım-sanayi işbirliği" yazım yayımlandı.
O yazımı kısa bir paragrafta özetlersem, şöyle derim:
"Sanayi ülkeleri sanayide inkılâplar yapabildiler ama tarımda yapamadılar. Bütün dünyada tarım hâlâ Nuh Nebi den kalma usullerle yapılıyor. O halde sanayi ülkeleri tarım üretimini tarım ülkelerine bıraksınlar. Tarım ülkeleri ile sanayi ülkeleri arasında dengeli ve adil bir işbirliği oluşsun. Sanayi ülkeleri sanayi mamullerini tarım ülkelerine satsın, tarım ülkeleri de tarım ürünlerini üretip sanayi ülkelerine satsın. Bu arada önemli bir şeye daha dikkat edilsin:
Bu karşılıklı alış-veriş tekel oluşturmadan gerçekleştirilsin...
Serbest arz ve talep kanunları ile fiyatlar oluşsun
Gümrükler ve benzeri engeller kaldırılsın...
Vize ve kotalara artık son verilsin
Faizli sömürü sona erdirilsin..."
Bu konular üzerinde dururken yanlış yapıyoruz demesek de, önemli bir şeyleri ihmal ediyoruz. Detaylar yani ağaçtaki veya ormandaki dallar, yapraklar, çiçekler ve meyveler üzerinde dururken, ana gövde yani ağacın veya ormanın tamamına bakmayı genellikle ihmal ediyoruz. Bütünü kavramadan detaylarda boğuluyoruz.
Nitekim, bugünlerde de dengesiz bütçe, cari açık, ihracat-ithalat dengesizliği ve giderek açılan makas, kur politikaları, enflasyon ve bilhassa faiz de faiz vs diyoruz ama bütünü hep kaçırıyoruz.
Bu haftaki yazılarımda meseleye geniş bir perspektiften bakmaya çalışacağım.
Önce, tarihi de kapsayacak genel bir bakış
Sonra, köklü çözümlere yöneliş
Hattâ, pilot uygulama teklifi
*
İlk insanlar meyve toplayarak geçiniyorlardı
Sonra nüfus arttı, havalar soğudu, insanlar avcılık dönemine geçtiler...
Daha sonra nüfus arttı, avlar azaldı, sıcaklık oldu ve insanlar çobanlık dönemine geçtiler...
Tekrar nüfus daha da arttı, kuraklıklar başladı, insanlar çare olarak tarım dönemine geçtiler...
Yine nüfus arttı, topraklar yetmez oldu, insanlar mal mübadelesi dönemine geçtiler
Mübadelenin gerçekleşmesi için gelişmiş ulaşım ve haberleşme imkanlarına gerek vardı. Haberleşme ve ulaşımdaki gelişim sanayi inkılâbı ile gerçekleşti.
Tarım merkezî ekonomiye elverişli değildir.
Sanayi ise merkezî ekonomiye elverişlidir.
Sonunda sanayi inkılâbı faizli kapitalizmle başarıldı.
Çağımızda toplayıcılık ve avcılık hemen hemen tarih olmuştur. Mera çobanlığı da bitmek üzeredir. Onların yerini "tarımcılık" almaktadır.
Dünya ikiye bölünmüştür, "ileri sanayi ülkeleri" ile "geri tarım ülkeleri".
Sanayi ülkeleri tarım ülkelerini sömürmektedir.
*
Sanayi ülkeleri tarım ülkelerini nasıl sömürmektedir
1. Sanayi ülkeleri sanayilerini müsbet ilimlere dayandırmışlardır. Dolayısıyla süratle ilerlemekte ve yenilik yapmaktadırlar. Oysa tarım ülkeleri müsbet ilme dayalı bir tarıma geçmemişlerdir.
2. Sanayi ülkeleri silah ve teknoloji üstünlüğüne sahiptirler. Çağımızdaki savaş tarımla değil, silah ve teknolojiyle yapılmaktadır. Silah da sanayi ve teknoloji ürünüdür.
3. Sanayide uygarlaşma kolaydır, çünkü eşya üzerinde işlem yapılmaktadır. Tarımda uygarlaşma zordur. Tarımda standartlar zor oluşmakta, işbölümü yapılamamakta ve merkezî üretim de olmamaktadır.
4. Nihayet, tarım ekonomisi yaşlanmıştır. Kendin üret-kendin tüket sistemi sona ermiştir. Yeni tarım politikasını üretmek gerekmektedir. Tarım ülkelerinin uygarlıkları da yaşlandığı için yenilik yapamamaktadır. Sanayi ülkeleri tarımda bu evrimi yapamamaktadırlar.
Önemli bir yanlış olarak, sanayi ülkeleri tarımı da sanayileştirmek istemektedirler. Bunu ancak şeker, pamuk, kısmen unlu ve süt mamullerinde başarmışlardır. Sigara ve alkol gibi maddelerin ekonomide yeri yoktur. Onun için onları saymadım. Et, sebze ve meyvede sanayi tipi tarım mümkün olmamaktadır.
Tarım ülkeleri de tarımı geliştirip tarımı sanayiye galip getireceklerine, ya da asgari olarak tarımı sanayinin sömürüsünden kurtaracaklarına; tarım ülkeleri tarımcılıktan sanayiye geçmektedirler!
Bu durum insanlık için en büyük tehlike teşkil etmektedir. Çünkü sanayisiz yaşanır ama tarımsız yaşanmaz. Tarım unutulmakta ve köyler boşalmaktadır. Bu gelişme yalnız Türkiye için bir felaket değil, tüm insanlık için helâke gitme demektir. Bizzat sanayi ülkeleri de yarın açlıktan ölebilirler. Kim bilir, bizim hep hatırlattığımız "sosyal tufan" da belki böyle olur.
Günümüz dünyasının durum özetle böyle... Bu konuya devam edeceğiz