Agop ile David o gün oldukça heyecanlıydılar. Erkenden

kalkmışlar ve en güzel elbiselerini giymişlerdi. Yüzlerinde sinsi bir tebessüm

vardı. Çok geçmeden kendilerini neşeyle dışarı attılar. Sokakta karşılaşmışlar

ve birbirlerine hasretle sarılmışlardı.

Bindikleri faytonla Gülhane parkına gelmişlerdi. Artık

heyecan doruktaydı. Müslümanı gayri müslimi pek çok insan orada toplanmış ve

birazdan gerçekleşecek olaya odaklanmışlardı. Tarih 3 Kasım 1839 du. Âli Osmani

için sonun başlangıcı sayılabilecek bir olay gerçekleşmek üzereydi. Çok

geçmeden alanda bir hareketlilik oldu. Halife Abdülmecid Efendi alana

geliyordu. Onun gelişiyle birlikte törene başlanmış ve Mustafa Reşit Paşa

tarafından okunan Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile heyecan zirve yapmıştı.

Agop ile David in gözbebekleri gülüyordu. Yıllarca

dedeleri uğraşmışlar ama zafere bir adım kala sevinci yaşamak onlara nasip

olmuştu işte.

Hüsnü Efendi David e öyle bir sarılmıştı ki David

kemikleri kırılacak zannetmişti. Gel David artık özgürüz. Eşitiz. Sarmaş

dolaştılar artık. Müslümanlarla diğerleri arasında fark kalkmış ve hepsi eşit

ve özgür olmanın tadına varıyorlardı.

Agop ise şaşırıyordu olanlara. Hadi kendileri bu vatanda

azınlık statüsündeydiler ve okunan fermanla hak kazanıyorlardı. Peki ya bu

Müslüman halka ne oluyordu ki onlar da kendileri kadar seviniyordu. Oysa

kaybeden onlardı. Onlara verilen pek bir şey yoktu ki açıklanan fermanda. Ama

öyle bir inandırılmışlardı ki yapılan şeyin güzel bir şey olduğuna onlar da

seviniyorlardı. Kendilerine de haklar bahşedildiğini zannediyorlardı. Oysa bu

ferman ile koskoca cihan devletinin köküne kibrit suyu dökülmekteydi. Fakat

halkın bundan haberi bile yoktu. Osmanlı yıkıldığında anlayacaklardı sevinmenin

ne kadar yanlış olduğunu ama iş işten çoktan geçmiş olacaktı  

Kıskanırım seni ben

Kıskanmak insan fıtratının en temel duygularından

birisidir. Haset ve gıpta arasında gidip gelen insan genelde dozu ayarlayamamakta

ve sürekli bu duygu yüzünden sıkıntı yaşamaktadır.

Çok boyutlu bir duygudur kıskanmak. Her şeyi, herkesi

kıskanabilmektedir insan. Küçük yaşlarda paylaşmaya, sevgiye alıştırılmamışsa

kıskanma duygusu kendisinden hızlı gelişir çocuğun. Önceleri arkadaşının

oyuncağının olmasını kıskanırken bu, zamanla alınan nota dönüşür. O notu almak

için çalışmak varken kişi sadece duygularını harekete geçirmekle yetinir. İnsan

büyüdükçe kıskanması daha da büyür. Artık her şeyi kıskanabilmektedir. Aynı

elbiseyi giyen bir hanımı, işyerinde kendisinden kariyerli olan bir beyi,

arkadaşları tarafından sevilen bir genci kıskanır da kıskanır. Arada şevk

katması açısından biraz faydalı da olsa genelde zararlı bir huy olmaya başlar

kıskançlık.

Özellikle eşler arasında kıskançlık üzerine pek çok şey

söylenebilir. Bir kere dimağımıza yerleşmiştir seven insan kıskanır diye ya

ne kadar çok sevdiğini göstermek için taraflardan biri diğerinin hayatını zehir

etmeye varana değin kıskanır durur. Karşılıklı güven ve saygının esas olması

gereken evlilik müessesesinde her nasıl oluyorsa kıskançlık ön plana çıkmakta;

bu da mutlu ve huzurlu ortamı bozmakta hatta çok şiddetli aşamaları evliliği

bitirebilmektedir. Oysa biraz sabır ve hoşgörü ile dağılması muhtemel pek çok

yuva kurtulabilir, eşler arası güven yuvanın mutluluğunun teminatı olabilirdi.

Bu şekilde çocuklar da sorunlu bir aileden mutlu bir yuvaya kavuşmuş

olacaklardır. 

Minik bir tebessüm

Kolay Ameliyat

Büyük bir hastanede 5 meşhur cerrah oturmuş hangi

meslekten olan insanları ameliyat etmenin kolay olduğuna dair sohbet

ediyorlarmış. İlk cerrah;

Ben demiş Muhasebecileri, hesap uzmanlarını ameliyat

etmeyi severim. İçlerini açtığım zaman her şey numaralıdır, iş kolay olur

İkincisi;

Doğru ama demiş Elektrikçilerin, elektronikçilerin

ameliyatı daha kolay olur. Her şey ayrı, ayrı renktedir Üçüncü cerrah;

Siz bir de kütüphanecileri, arşivcileri görün. Her şey

alfabetik sıradadır, onun için onların ameliyatı çok kolay olur Dördüncüsü;

İnşaatçıların ameliyatı da pek kolay olur demiş.

Üstelik onlar iş bittikten sonra içeride parçalar,

yabancı maddeler kalmasına alışıktırlar Sonuncu cerrah;

Arkadaşlar demiş Siz her halde hiç politikacıyı

ameliyat etmediniz. Onları kalbi, yürekleri yoktur. İçleri bomboştur. Beyinleri

de öyle. Üstelik kafaları ile başka bir yerleri birbirlerinin yerine

takılabiliyor.

İlgilisine notlar:

Şımaracak kimsen kalmayınca hayat seni kocaman bir

adama çevirir.

Günün adamı olmaya çalışma, hakikatin adamı olmaya

çalış! Çünkü gün değişir, hakikat değişmez. Hz. Mevlana

Mağluplar kendi değer sisteminden şüphe edince

galipleri hem davranış, hem de düşünce olarak taklit ederler. İbn-i Haldun

Batıl her zaman batıldır, asıl tehlike onun hak

suretinde görünmesindedir. Baki