`Müşrik kimdir dediğimiz zaman, kuvvetten başka hukuk
kabul etmeyen kimseler müşriktir. İnsanlar başlangıçta Hazreti Âdem in öğretisi
ile müşrik değil müslim idiler. Sonra dağılıp diller farklılaşınca kendi
toplulukları içinde İslâm ama uluslararası veya dinler arası müşrik idiler.
Hazreti İbrahim aleyhisselâm uluslararası İslâm ı getirmiştir. Kur an ise
Hazreti İbrahim in dinini/düzenini tamamlamıştır. Cebrail gelmiş olmasa, melek
vahyi olmasa bile, Hazreti İbrahim ve onun zürriyeti olan peygamberler bu
görevi yüklenmiş ve bugünkü hâle getirmişlerdir. Bu tarihî gerçektir. / Ne
yazık ki bugün hâlâ uluslararası ilişkilerde ulusal çıkar esas alınmaktadır.
Ben kuvvetliyim, o halde atom bombası üretme hakkım vardır; siz ise
zayıfsınız, kimyasal bomba üretemezsiniz! İşte, demek ki bugünkü insanlık
birçok yönüyle şirk içindedir. 1) Hâkimlik sistemi ile şirk içindedir. 2)
Karşılıksız para sistemi ile şirk içindedir. 3) Ulusal çıkarcılık anlayışı ile
şirk içindedir. 4) Ekseriyet kararını hak kabul etmesi ile şirk içindedir.
(s.6)
`Her bucağın bir başkanı bulunur. Ayrıca her bucakta ilmî
şura bulunur. Başkan beş vakit namazlarda bunlarla istişare eder. Bucağın halkı
bu toplantılara katılabilir. Herkes bu meclisin üyesidir, dinleyici olur. Kendi
dayanışma ortağı ile devamlı görüşme hâlindedir. O şuranın üyesidir.
Dolayısıyla vekâleten her görüşmeye katılmaktadır. Ayrıca vekilini doğrudan
denetlemekte, hoşuna gitmeyen vekili değiştirebilmektedir. / Halk her gün
aşiret mescitlerinde toplanarak ertesi gün yapacaklarına karar verir. Herkes
kendisi karar verir. Üretim planı semt merkez kooperatifi tarafından
hazırlanmış ve bilgisayarın ortak alanlarına gönderilmiştir. Herkes gelir ve
yarın ne yapacağına orada karar verir. Birlikte yapacaklarsa orada anlaşırlar.
Bilgisayarda tuşlara basarak icab ve kabul de bulunurlar. Hangi malzeme
gerekiyorsa o malzemeyi almış olur. Hangi tezgâhı kapatacaksa o tezgâhı
kapatmış olur. Sabah namazından sonra herkes işine koyulur... (s.7)
`İslâm düzeninde ülkede halk vardır, dört gruba ayrılır.
a) Sadece kendilerine ayrılmış bölge vardır. Biz oraya yönetici olarak
girmeyiz. Onlar da bizim topraklarımıza izinsiz giremezler. Halkımız onların
topraklarına girebilirler, ancak orada başlarına geleceklerden biz sorumlu
olmayız. Anlaşmalar yapabiliriz. Anlaşmalara uydukları ve bize zarar vermedikleri
takdirde onlara dokunmayız. b) İkinci grup insanlar ise bizimle anlaşmışlar,
hakemlerden oluşan yargıyı kabul etmişledir. Sadece savunma harcamalarına
iştirak etmezler. Bunlar gerektiğinde yargıya gidebilirler, haklarını
mahkemeden temin edebilirler. Biz hakem kararlarına uyarız. Bizim
dışımızdakiler hakem kararlarına uymazlarsa biz karışmayız. c) Üçüncü grup
insanlar ise bize bedel verir ama askerlik yapmazlar, bizimle savaşmazlar. d)
Dördüncü grup insanlar ise bize katılırlar. Barış düzenini kurmak ve korumak
için bu uğurda mallarını ve canlarını feda ederler. Kur an bunlara hitap eder,
Kur an düzenini kurmakla bunlar mükelleftir. / Güvenlik bakımından hüküm
böyledir. / Sosyal ve ekonomi bakımından ise şeriat vardır. / Şeriat
içtihatlardan, sözleşmelerden, ortak vekilin kararlarından ve hakemlerin
kararlarından oluşur. Hakem kararlarını hâkim kılmak için ordu vardır. / İşte,
mescidin imareti bu ortak işleri yapma anlamındadır. Buradan şu sonuç
çıkmaktadır. Siyasi haklar ve yetkiler yalnız müminlere aittir. Ancak mallarını
ve canlarını cennet karşılığı satanlar orada toplantılar yapıp karar alma
yetkilerine sahiptir. İlmî toplantılar savami de, dinî toplantılar salâvatta,
meslekî toplantılar biye lerde yapılır. / Müslimlerin bu toplantılara katılma
hakları vardır, karar alma ve söz alma yetkileri yoktur. Mümin kadınların ise
katılma, söz ve oy yetkileri vardır. Bu bizim bucaklar için söz konusudur.
Diğer bucaklarda istediklerini yapmak kendilerine aittir. Onların devletlerine,
illerine ve bucaklarına, hattâ ocaklarına biz karışmayız. (s.11-12)
`Zekât canlılıktan doğan doğal temizliktir. Bitkiler ve
hayvanlar üzerlerine konan pislikleri ve kirleri temizlerler. Ayrıca
çoğalırlar. Zekât kelimesi kazançta kendi kendisini temizlemedir. Bir üretici
ve tüketici çevreye devamlı pislikler atmaktadır, sosyal ve biyolojik kirlilik
içindedir. Bunu yapanlar kendilerini onlardan temizlemek için ortak fon
oluştururlar ve o fonla o kirliliklerini giderirler. Ayrıca büyüme ve gelişmeyi
sağlarlar. Bu sayede uygarlık ortaya çıkar. Tek başına yapamadığımız işleri
birleşip ortaklaşa yaparız. (s.13)