Bu gün dünya üzerinde yaşanan krizin temel gerekçesi Tam

İnsanın kendi insani krizidir. Bu krizin neticesi ise Yarım İnsanın ya da

Yarıdan Az Yarım İnsanın bu krizin faturasını ödemeye mecbur bırakılmasıdır.

Tam insan ve buna bağlı olarak tam insanın kurmuş olduğu bu medeniyet insan

ırkı için en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır. Bunun farkında olan sistem

bekçileri suni gündemler ve yanılsamalar oluşturarak kendi krizlerini erteleme

arayışına girmektedir.

Yerleşik sistemin en belirgin özelliği olan kendinden

olmayanı dönüştürmesi ve kendi için işlevsel hale getirmesi denemeleri bugün

yanı başımız olan Suriye de uygulanmakta.

Türkiye bir zirveye daha ev sahipliği yaptı. Dünyanın

birçok ülkesinden devlet ve hükümet başkanlarının katılımları ile İstanbul da

gerçekleştirilen zirvede insanlığın faydasını isteyen insanlar faydalı kararlar

alırlar. Zirvenin İstanbul da yapılması bir anlam taşıyor. Zirvede ki

liderlerin samimiyetine bakıldığında zirvenin dünyada da yapılması daha büyük

bir anlam taşıması gerekiyor!!! Zira insanlığın içine düştüğü buhranların ve

krizlerin zirveye katılanlar cihetinden tek irtibat noktası problemlerin

mağdurları olmaları ve çözüm aramaları olsa gerek! Bu yazı da ele alınacak

mesele insanlığın neden bir insani kriz ile karşı karşıya kaldığının bilindik

cevaplarının felsefi temelleridir.

TAM İNSAN IN

HİKÂYESİ

Darwin, teorisini kurarken insanlığa bu kadar zarar

vereceğini kestirebilmiş midir bilinmez ancak evrim teorisi insan üzerinde

devamlılığı fikri sömürgecilik fikriyatının temel felsefesini oluşturmuştur. Bu

gün yakın tarihte yaşadığımız birçok olay bu fikrin yansımaları olarak

karşımıza çıkmaktadır. İnsanın sürekli bir evrim içerisinde olduğu fikri temel

alındığında İngiliz ırkı ve İngiliz düşünme biçimlerini benimsemiş batılı insan

tam insan olma özelliğini taşımaktadır. Doğuya gidildikçe azalan insaniyet

özelliği Hint ırkına gelindiğinde yok olma derecesine varma noktasına

düşmektedir. Bu yüzden yakın tarihte Hintliler için bilinen tek şey; Hintliler

en iyi ölmeyi bilir safsatasıdır. Çünkü tam insan olan İngilizler için

Hintlilerin öldürülmesi vicdani bir problem değildir. Zira Hintliler esasından

insan bile değildir.

 Bu düzlemde

Müslüman toplumlar adeta ara form olma özelliği taşır. Ara form özelliği

taşımak her yönü ile sorunlu bir alandır. Müslümanlar tam insan değildir hatta

tarihte ki istisnai konumları ve medeniyet başarıları dolayısı ile gerçekte tam

insan için en büyük tehlikedir. Zira tam insanın kurgusal tamlığını yerle bir

edecek dinamiklere sadece Müslümanlar sahiptir. Bu yüzden Tarih boyu

Müslümanların yarı insan yarı hayvan şeklinde batıda resmedilmesi kanaatimizce

tesadüf de değildir. Ayrıca bu meydan okuma potansiyeli tam insanın her insani

kriz yaşadığından hedefinin Müslümanlar olması sonucunu da doğurmaktadır.

TAM İNSANIN İNSANİ

KRİZİNİN YANSIMALARI

Bu gün dünya üzerinde yaşanan krizin temel gerekçesi Tam

İnsanın kendi insani krizidir. Bu krizin neticesi ise Yarım İnsanın ya da

Yarıdan Az Yarım İnsanın bu krizin faturasını ödemeye mecbur bırakılmasıdır.

Tam insan ve buna bağlı olarak tam insanın kurmuş olduğu bu medeniyet insan

ırkı için en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır. Bunun farkında olan sistem

bekçileri suni gündemler ve yanılsamalar oluşturarak kendi krizlerini erteleme

arayışına girmektedir. Yerleşik sistemin en belirgin özelliği olan kendinden

olmayanı dönüştürmesi ve kendi için işlevsel hale getirmesi denemeleri bugün

yanı başımız olan Suriye de uygulanmaktadır. Suriye de ortaya çıkarılan kaynağı

meşkuk halifecikler gerçekte olası bir hilafet söyleminin ustaca kirletilmesinden

başka bir şey değildir.

Batılı tam insan tarafından üretilen başta demokrasi

kavramı olmak üzere birçok kavram; bizi ara form olma özelliği olan

Müslümanlar için uygulanması zor ve imkânsız bir duruma itmektedir. Bu yüzden

yakın tarihimizde yapılan seçimlerde batılı tam insanın formatına uymayan

kazanmışlar, kuşkusuz öteki ilan edilmiş ve batı kendi koymuş olduğu ilkeleri

yok saymıştır. Bu ikiyüzlülüğün temel çıkış noktası ötekini yarım insan

saymaktır.

Doksanlı yıllarda Avrupa nın göbeğinde batılı kurumların

birçoğunun katkısı ve gözetimi altında on binlerce insan öldürülürken ve on

binlerce kadın sistematik tecavüze uğrarken yerleşik sistemin sessiz kalmasının

temel nedeni ölenlerin tam insan sayılmaması yani insan olmaması olarak ifade

edilebilir. Bosna mücadelesinin sembol ismi Aliya dünya kamuoyu önünde işlenen

vahşeti anlatırken yaşadığımız mekâna ve zamana bakınca böyle bir vahşet

beklemiyorduk cümlesi kurarken gözden kaçırdığı temel mesele yerleşik sistem

tarafından kurulan kurumların tek hedefinin kendisinden olmayanı yani tam insan

olmayanı yok etmek olduğu fikrini göz ardı etmesidir.

Bugün Libya da yaşanan kriz tam insanın durdurulamayan

enerji ihtiyacının giderilmesi projesinin hayata geçirilmesidir. Bu gün

Mısır da yaşanan kriz tamamı ile tam insana ait değerlerin yarım insanlar için

uygulanabilirliğinin kabul edilmemesi ile alakalı tam insanın yaşadığı kibir

krizidir. İnsana dair değer ve insancıl tepkiler ancak tam insan mevzu bahis

olduğundan ortaya çıkmaktadır. Bunun en güzel örneği tam insanların vatanı olan

Paris te öldürülen tam insanları anma gününe bütün tam insan ve tam insan

olmayı hayal eden yarım insanların katılmak için can atmalarıdır. Oysa aynı

hafta içerisinde yarım insanların yaşadığı İslam ülkelerinde misli ile yarım

insan öldürülmüştür. Hesapta insan toplanınca iki yarım insanın bir insan

yapmadığının en açık göstergesi bu ölümlere verilen tepkiler olsa gerek.

İşte İstanbul da düzenlenen insani zirve tam ile yarım ve

yarımdan az insanın insani krizlere yarım insanların ev sahipliğinde çözüm

arama çabasını içermektedir. İnsanlık tam insanın içini düştüğü akıl almaz

kibrin uzantıları olan krizlerin çözümünü yarım insanların terbiye edilmesi ve

insanlaştırılması bağlamında ela aldığı için bu ve buna benzer bütün

zirveler/toplantılar tam insanın sömürü aracına, yarım ve yarımdan az insanı

dönüştürme aracına evriliyor olmasıdır. İnsani zirveden önce insanın önüne

konulan tam, yarım ve yarımdan az tanımlamalarının kaldırılması Aşık Veysel in

ifadesi ile aynı vardan var olduğumuzun açıklığa kavuşturulması şarttır. Aksi

takdirde zirvelerden çıkacak her şey zırva olmaya mahkûmdur.

TAM İNSANIN

MEDENİYETİ   YAHUDİ-İNGİLİZ MEDENİYETİ

Tarih boyu mütefekkirler insanlığın bu güne değin örneğini

görmediği bir tarzda varlığını ortaya koyan ayrıca kendisinden olmayanın

varlığına kast eden İngiliz-Yahudi medeniyetini tanımlamakta güçlük çekmiştir.

Bu güçlük bir yönü ile tanımlanacak medeniyetin veçh-i hassı nın (özel yönünün)

belirlenememesi öte yandan bu medeniyetin özelliği olan kendisini saklama ve

yanılsamalar üzerinden yürüme becerisini keşfetmekte zorluk çekmesi

yatmaktadır. Yön cihetinden Batı , yer cihetinden Avrupa , Zaman cihetinden

Modern yahut Çağdaş olarak kavramsallaştırdığımız bu medeniyet; esasında

tarihe çıkış ve tarihe yön veriş cihetinden ele alındığında tam olarak

İngiliz-Yahudi medeniyeti kavramı ile kavramsallaştırılması gerekir.

1400 - 1500 yılları arasında İtalya da ortaya çıkan

Rönesans ile başlatılan Yeniçağ Batı medeniyeti metafizik bağlamdan ve tanrı

inancından tamamen kopmuş bir aklilik üzerine inşa edilmiştir. Tarihi

şartlarından dolayı Yahudi sermayesini yedeğine alan ve 1700 lü yıllar

sonrasında kendi felsefi sistemlerini kuran İngilizler artık batı için temel belirleyici

unsur olmaya başlamıştır. Hümanizm ve Yenilikçilik fikirlerinden etkilenen bu

medeniyet denemesi zamanla kendisine serbest sermayecilik buna bağlı olarak

toplumculuk fikirlerini ortaya çıkarmıştır.

Yine bu medeniyetin siyasi, iktisadi, toplumsal ve eğitim

yönünden birliği ile bütünlüğünü sağlayan dünyanın dört bir yanına yayılmış

kökü 1700 lere dayanan farmasonluk teşkilatından da bahsetmek gerekir.

300 yılı aşkın bir süredir bütün dünyayı kendi

menfaatleri doğrultusunda yönlendirmekte kanlı ya da kansız hiçbir hamleden

çekinmeyen bu yerleşik sistem kendisini: Birleşmiş Milletler Teşkilatı (UN),

Kuzey Atlantik Antlaşma Teşkilatı (NATO), Milletler Arası Kolluk Teşkilatı

(INTERPOL), En Gelişmiş Yedi Sanayi Ülkesi (G7), Millet Arası Para Fonu (IMF), Dünya

Bankası (World Bank), Milletlerarası Maliye Kuruluşu (IFC), Milletler Arası

Gelişme Birliği (IDA), Dünya Ticaret Teşkilatı (WTO), Dünya Besin Teşkilatı

(WFO), Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve

Kültür Teşkilatı (UNESCO), Milletler Arası Af Teşkilatı (AI), Milletler Adalet

Divanı (ICJ) gibi ismini sayamadığımız birçok kuruluş ile muhkemleştirmiştir.

Ayrıca sistem bu teşkilatlar sayesinde siyasetten iktisada, sanattan spora

birçok konuda belirleyici olma özelliğini korumakta ve devam ettirmektedir.

Buna ilave olarak Dünya ticaretinin yüzde 83 ünün dolarla yapıldığı dikkate

alındığında ABD merkez bankasındaki küçük bir dalgalanmanın diğer bölgelerde

ekonomik deprem oluşturması anlamını da taşımaktadır.ı