Milli Görüş bu ülkede 1969’da yeniden başladı. Heyecan oldu, kurtuluş müjdesi oldu.

İttifakla Meclise girdi. Koalisyon+iktidar oldu, hizmet+hayır oldu. Muhalefette kaldı; zulme, sömürüye, şerre fren, hayra motor oldu. Ülkenin, milletin kutup yıldızı oldu hep.  Şimdi istikrarı, iç barışı bozulan ülkemize kardeşlik ve saadet olmalı Milli Görüş. Dejenerasyon ile inişe geçen iktidarlara inşallah “Hayırlı Maya ve istikamet.” Milli Görüşle olan, sütten çıkmış ak kaşık olur.  Solculuk-liberallik-batıcılık-milliyetçilik-muhafazakâr demokratlık ne işe yaradı ki!  Milli Görüş ne güzel!

“ÖLDÜREN” BAKANLIK!

Erdoğan Bayraktar. Of’lu. TOKİ’nin on yıllık efsane başkanı. 512 bin konut, 150 hastane, 875 okul yaptı. İspanya Kraliyet Nişanı aldı. 2011’in flaş adaylarındandı. Ve büyük beklentilerle Çevre ve Şehircilik Bakanı oldu. Kentsel dönüşümü başlattı. 2.5 yıl Bakan kalabildi. 17 Aralık’ta gelen tsunami; Güler-Çağlayan-Bağış “Sembol üçlüsüyle” beraber, Erdoğan Bey’i de yuttu. Bakanlıktan ayrıldı.

Ve ardından geçen stresli, zorlu, yıpratıcı koca 2 yıl! Yüce Divan istemleri. Meclis soruşturmaları. Erdoğan Bey, bakanlıktan ayrılma şekli ve sonrası yaşadığı süreci “Ölmüş bir Adamın” hayatı gibi görüyor. Kendisi açısından doğrudur belki de.

Gelelim madalyonun öteki yüzüne. İki aylık seçim hükümeti için Davutoğlu’ndan MHP Genel Başkan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’e teklif gitti. Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Bey bu teklife, belki de yakasını hiç bırakmayacak bir yanıt verdi. Hayatının en zorlu “Evet”ini söyledi. Erdoğan ve Davutoğlu’nu sevindirdi ama herkesi şaşırttı! MHP’yi ve camiasını şok etti, zor durumda bıraktı. Partisi de hiç beklemedi, “Türklüğü, Türkeş soyadını kaça sattın” diyerek disipline sevk edip, ihraç etti.

Bahçeli ise partideki bu soyadı rakibine çok sert çıktı. “Kazandığını zannederken kaybedenler, talihin acı yüzünü görür. Değerlerini menfaate tahvil etmiş mirasyediler, vatanı idrak edemez!” MHP’deki asansörden ismi bile “silindi” Ülkücü camiası da hayırla yâd etmeyecek.

Erdoğan Bayraktar bakanlıktan alınınca siyaseten “Ölmüş bir adam” oldu. Tuğrul Bey ise, siyasi hayatını, camiasındaki itibarını bakanlığa “Evet” deyince bitirdi. Kimisi bakanlık gidince, kimisi de bakan olunca “ölüyor!” İlginç değil mi

ACIYUN BU YETÜME!

Cumhuriyet’ten Çiğdem Toker, Eski Çevre Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın sahibi olduğu şirket ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Bayraktar’ın şirketinin anonim şirkete dönüşmesi ve kamu ihalelerine girmesini eleştiren bir yazıdır. Erdoğan Bey, arar ve sitemli bir ifadeyle “Kamu ihalesi yok, haksız kazanç yok. Ölmüş bir adama daha fazla vurmayın!” der.

Özellikle Bakan Bayraktar’ın son cümlesini okuyunca, nedense Temel’in şu sözleri geldi aklıma. Temel, anne ve babasını öldürmüş. İdama hüküm giymiş tabi. Hâkim sormuş.

– Evladım son sözün nedir

– Temel cevap vermiş: “Acuyun bu Yetüme!”

Belki de Bakan haklı. Öyle ya! Bir siyasetçinin siyasi hayatının bitmesi veya bitirilmesi… Siyaseten ölmek demek değil midir

Anketler, ayakları suya değdiriyormuş!

Saray ve iktidar partisi seçimden bugüne 10 farklı anket yaptırmış. 6’sı Sarayın siparişiymiş. Anketlerde muhtemel ittifaklarla birlikte en fazla yüzde 43 bandında çıkıyormuş sonuçlar.

Ankete katılanlara ise doğrudan, “Şu parti ile ittifak yapılsa nasıl bakarsınız ” diye de soruluyormuş. Yüksek oranda olumlu sonuçlar çıkıyormuş.

Seçim öncesi burnundan kıl aldırmayanların ayakları 7 Haziran’dan sonra yere değiyor mu ne

TIRLARI DURDURAN İNCECİK

FREN TELİ

“Son model makam araçlarına, jiplere binebilirsiniz. Ancak arabayı durduran frendir, fren telidir. Küçücüktür. Küçücük fren teli kocaman arabayı durdurur.”

Bu sözü, kendisi de küçücük, minyon tipli ama gayretli, bizim Ankara bürodan Kamuran söylemiş. “Abi bunu da yaz!” dedi. “Büyüklük hastalığına kapılmış”, kendisini dev aynasında görerek, diğer siyasi ekolleri, partileri “küçük” gören birilerine söylemiş!

KEMALUHU ZEVALUHU

Bir Arap Atasôzü ne güzel anlatır hakikati:

“Kemaluhu zevaluhu”

Yani bir işin zirvesi onun sonu demektir.

Biz Türkler, “Sonun başlangıcı” deriz.

Şanlı Osmanlı’nın iniş alametleri zirvede, “Muhteşem Yüzyıl”da baş gösterdi. Ancak zeval bulması bile 3 asır sürdü.

Rusya 80’lerde, Amerika 90’larda topyekûn Batı 2000’lerde inişe çoktan geçti.

Partilerde öyle. Mesele; zirveye hayır için çıkmak, hayırla inmek. Yoksa zeval kaçınılmazdır.