Siyasette “sözünün eri” olmak kuşkusuz bir ayrıcalıktır.

         Zira siyasette “sözünün eri” olanlar “ilkeli siyaset” yapmayı tercih ederler.

         Onların dünleri ile bugünleri arasında fark yoktur.

         Yani dün ne söylemişlerse bugün de aynı şeyleri söylemeye devam ederler.

         Söylemleri yanar döner söylemler değildir.

         Evet, “sözünün eri” olanlar siyaset âleminde “ilkeli siyasetin” temsilcileridir.

         Ne acıdır ki ilkeli siyaset yapanlar, seçmenler nezdinde fazla ilgi görmezler.

         Söylemleri hep doğru olduğu için adeta dokuz köyden kovulur hale gelmiş durumdadırlar.

         Siyasette bir de “sözlerinin esiri” olanlar vardır.

         Onların dün söyledikleri ile bugün söyledikleri birbirine taban tabana zıt olabilir.

         Dün söylediklerinin bugün tam tersini yapıyor olabilirler.

         “Büyük lokma ye ama büyük laf etme” sözünü sanki hiç duymamış gibidirler!       

         İşin garibi, geçmişte ettikleri büyük laflardan bugün hiç gocunmazlar.

         Dün söylediklerinin bugün tam tersini yapıyor olmaktan dolayı hiç sıkıntı duymazlar.

         Zira temel ilkelerinden biri “dün dündür bugün ise bugündür” anlayışıdır.

         Dün “öyle icap ettiği” için öyle konuştuklarını, bugün ise “böyle gerektiği” için böyle davrandıklarını söyleyip geçerler.

         Evet, bize göre sözlerinin esiri olurlar.

         Ama onlar, bunu hiç dert etmezler.

         İlkeli siyaset gibi bir iddiaları olmadığı için her şeyi yapabilir, her şeyi söyleyebilirler.

         Yine ne acıdır ki bu tür siyaset yapanlar toplum nezdinde hüsnü kabul görürler.

         Ve sürekli iktidar koltuklarında otururlar.

         Yani toplum olarak ne ekiyorsak onu biçtiğimizi bilmeliyiz.

         Neye layıksak öyle idare olunduğumuzu fark etmeliyiz.

         Ne zaman “sözünün eri” olanlar tercih edilir, o zaman ülke siyasetinin rotası düzelir.

         Sözünün esiri olanlar tercih edildikçe ülke siyasetinin düze çıkması zor olacaktır.

         Bütün mesele dönüp dolaşıp önce kendimizi düzeltmeye geliyor.

         Biz kendimizi düzeltmedikçe hiçbir şeyin düzelmeyeceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.