Kitap okuyan az… Yazan az… Düşünen az… Helal yolla para kazanmak, emek vererek bir yerlere varmak lüzumsuzluk sayılmaya başlanmış.

Kestirmeden bir yer kapmak, güce ulaşmak, siyaseti bu yolun başlangıcı kabul etmek, artık bizim toplumun alışkanlıkları arasındadır.

Bu hâl, çürümüşlüğe ve değer kaybına yol açar.

Çok konuşup sözü ucuzlatmak niye? Sözü tesirli kılmak için süzün içini doldurmak gerekmez mi? Yani Müslüman olmaktan bahsediyorum.

Sözüyle hareketi bir olan… Diliyle, davranışları bütünleşen insan… Niye kendimizden uzaklaşıyoruz?

Varoluş gayemiz… İyi bir kul olmak… İyilikleri çoğaltıp, kötülükleri azaltmak ameliyesi… İlayıkelimettullah… Adaleti yaymak yeryüzüne.

Numune-i imtisal demiş eskiler… Güzel örnek… Kur’an’ın ifasıyla, gönderilen peygamberin sözleri, davranışları… Velhasıl kendisi hepimiz için örnek alınacak insan…

Biz ne yapıyoruz, ne yapmaktayız peki?

Hep bir çuval dolusu ağızla konuşuyor, bir çuval dolusu laflar sarf ediyoruz. Hâl… Hâl nerde? Sözü tesirli kılacak, gerçek kılacak, yalancı olmaktan çıkaracak fiil nerede?

Bizim gibi toplumların ortak özelliğidir lafın çokluğu.

Yazıdan ziyade… Okumaktan, dinlemekten ziyade konuşmayı, laflaşmayı… Masalı, hikâyeyi, mümkünse, hayal ötesi kurgularla bezenmiş olayları dinlemeyi severiz.

Kahramanlarımız ve hainlerimiz vardır… Normal insanı neyleyeceğiz? Ya insan yerin dibinde, ya göğün ta yukarılarında yaşamalı…

Yaşantılar da öyle olmalı… Normal olmamalı hiçbir şey… İnsani de olmamalı… İnsanlar dahi, kendi dünyalarını kırarak, hayalin ötesine geçmeli… Realist yaklaşımları terk ederek, ütopyanın eteklerinde nefeslenmeliler. Bu duruş bizi nereye götürür, nerde batırır?

Rasyonelleşme sürecini yakalamak icap eder… Aklen, naklen… Her anlamda, Kur’an ışığında rasyonelleşmek gerekir.

Hayatla ideallerimizi aynı düzlemde rasyonelleştirmez isek, huzur ve sükûn deryasında duramayız.

Belki de, şu anda, Müslüman toplulukların yaşadıkları problemlerin temelinde, sözün tesirini yok eden… Ve bir türlü rasyonelleşememenin açtığı beyin yaralarıdır.

Düşünmek, Kur’an’da övülmüş, emredilmiş… Biz düşünmeyi mahkûm ediyor, düşünceyi evlerden sokaklardan, şehirlerden kovuyoruz.

Akletmek… Akılla iman birlikteliği övülmüş iken, biz, akılsızlığın, zamanın bize dayattığı kabalığın kurbanları oluveriyoruz.

Ticaret yapanlar bilirler… İstisnalar hariç, Doğu toplumlarına mensup tacirlerle bir araya geldiğinizde, elinde kalem kâğıt olan insan sayısı yok gibidir… Aynı toplantıyı Batılı toplumların mensuplarıyla yaptığınızda, herkes kalem ve kâğıtla konuşur…

Bizim toplantılarımız, konuşmalarımız, hayatlarımız zamanla sınırlı değildir… Ne zaman biterse, ne zaman başlarsa… Zamanı dahi rasyonelleştirmeyenlerin, dünyayı normalleştirmeleri, adaletle buluşturmaları mümkün olur mu?

Yeni bir neslin geldiğini görüyorum…

Hayatı ve Kur’an’ı iyi okuyan bir nesil… Umudum var.