Vurdumduymazlığın bu kadar etkin olduğu bir başka zaman
düşünülemez. İnsanların kendilerinden vazgeçişleri, boş vermişlikleri,
ilgisizlikleri ve kayıtsızlıkları oldukça baskın. Tabiî bunun nedenleri var.
Müslümanlar genel anlamda safiyetlerini yitirdiler.
İslâm ı ve değerlerini bugünün koşullarında kendi çıkarlarına uygun bir hâlde
algılıyorlar. Çıkarlar öncelendiğinden ve vazgeçilemediğinden kendilerinden
ödün vermek yerine değerlerden ödün verme yoluna gidiliyor.
Müslümanların sahip olması gereken esasları bulunuyor.
Bunlar hiçbir zamana, koşullara ve durumlara uyarlanamaz. İnsan kendini onlara
uyarlamak zorunda. Bu, kayıpları değil kazançlarıdır.
Müslüman olmak bir lütuf ve bir erdem. Her kültür mensubu
doğal olarak kendisini böyle görür. Fakat Müslüman olmak salt bizim bakışımız
değil. Allah katındaki yer ve konum ve durumu önemli. Allah a kul olma bir
özgürlük alanıdır. İnsanı putlardan ve sıradan tapınmalardan korur. Şeytan boş
durmuyor. Şeytan putlara tapınmalara götürür. Onun görevi insanı asıl yolundan
istikametinden çevirmek, şaşırtmak. Böyle bir durumda insanın zihni karışır,
karmakarışık bir durum yaşar.
Sorumluluk ve bilinç dediğimiz duyarlık hayatın hemen
bütün alanları için geçerli. Zaten günümüz Müslümanlarının bölünmüşlüklerinin
temelinde sorumluluklardan kaçma var. Kendilerine göre bir takım gerekçeler
bulma ve kaçışlar söz konusu.
Hayatı bütün olarak çıkara odaklamak insanı köreltir
köleleştirir. Çıkarın yani nefsin esiri konumuna düşürür. Böyle bir durumda bu
tip bir bireyden hayırlı ve iyi bir sonuç beklenemez. Müslüman ın sorumluluk
alanı hemen her anı için geçerli. Her an bir kendindenlikle yaşanır. Sınırlar
asla zorlanmaz. Bir insanın gücünü aşan sorumluluk da yüklenmez. Her insanın altından
kalkabileceği bir güç var. Takati yetmeyen şeye asla zorlanmaz.
Allah insanın özgürlük alanlarını belirlerken geniş bir
alan açar. Yasaklar, haramlar veya istenmeyen şeylerin alanı çok sınırlı.
Helaller ve serbestlik alanı çok daha geniştir. Allah bunu insana peygamberler
vasıtasıyla iletir. İnsana iyinin, doğrunun, hayırlı ve güzelin veya kötünün,
çirkinin, haramın tercihi insana bırakılır. Bu da bir sorumluluk alanıdır.
İnsan dilediğini seçer dilediğinde karar kılar. Ama Allah insanı uyarır. Gösterdiği
yön ve yol tercihi arzulanır. İnsan bunun aksi bir yeri tercih ediyorsa onun
sorumluluğunu da üstlenmiş olur.
İnsanların faaliyet alanlarına baktığımızda, siyasada,
insanı yönetmede, ticarette, hizmette bakışları, yükümlülükleri önemlidir. Eğer
bunları bir çıkar duygusuyla değil, bir Hak rızası olarak görüyorsa ya da bunu
bir ülkü olarak benimsiyorsa, dahası bunu cihat ruhuyla beziyorsa o zaman
sorumluluğu üstlenmiş oluyor. Siyasa yapanlar Hak rızası gözetmedikçe, cihat
ruhunu benimsemedikçe şeytanın iğvasından asla kurtulamazlar. Her adımları
kendilerine tuzak olur. Kişi ne kadar istikamet üzere olduğunu söylerse
söylesin hak rızasını gözetmedikçe tuzaklardan kurtulamaz.
Kalem sahipleri de benzer bir durum ile karşı
karşıyadırlar. Kalemlerinden, dillerinden, klavyelerinden dökülen her sözcük
hak rızasına uygun değilse onlar bir gün karşısına çıkar ve yakasına yapışır.
Bir bakıma hayatı bir bütün olarak görmedikçe bu bütünü Allah rızasıyla
donandırmadıkça istediğimiz kadar kendimizi doğru, iyi ve adil görelim bunlar
asla sağlıklı bir sonuca ulaştırmazlar.
Müslüman olmak bir sorumluluktur. Sorumluluk bilinç
gerektiriyor. Bilinç insanı daha güvenli ve emin kılar. Emin olmak emaneti
hakkıyla taşımak anlamına gelir.