Yurdumun bir yerinde bir anne, hastanede günlerce başucunda beklediği oğlunu götürüp hastane tuvaletinde boğuyor ve ardından kendisi de intihar etmeye kalkıyor...

Bir adam sokak ortasında elinden tutup da beraber yürüdüğü karısını birden bire defalarca kez bıçaklıyor, darp ediyor...

Bir başka yerde genç bir kız, bir dolmuşa biniyor ve bindiği dolmuş onu adım adım ölüme yaklaştırıyor. Hem de nasıl bir ölüm Dolmuş şoförü önce kıza tecavüz etmeye kalkıyor, karşı koyulunca defalarca kez bıçaklıyor, levyeyle vuruyor ve ardından da kızın cansız bedenini yakıyor...

Bir çırpıda anlatılan ama insanın kanını donduran, kadın-erkek herkesin tüylerini diken diken eden bu olaylar gündemimize oturmuş durumda. Kızımızın adı Özgecan olmuş, Ayşe olmuş, Fatma olmuş ne fark eder Korkudan duyurulamayan, türlü yollarla örtbas edilen ve hiç haberimizin bile olmadığı kaç kızımızın çığlığı geceleri bölüyor aslında, kim bilir Kaç kadın, kaç erkek, kaç çocuk, kaç anne işkenceye uğruyor, bedeni kirletiliyor Kaç çocuk kendisini türlü zahmetlerle dünyaya getiren annesi tarafından öldürülüyor Yahut tam aksine kaç anne kolundaki bilezikleri için öz evladı tarafından katlediliyor ..

Çok daha can alıcı olan soru ise şu, biz gündüz bu haberleri duyup da gece başımızı yastığa nasıl rahatça koyuyoruz Nasıl uyuyor, nasıl hayatımıza bir şey yokmuş gibi devam ediyoruz ..

Yıllar önce Bursa’da bir lise öğrencisinin intihar ettiğini duyduğu zaman, AGD Genel Başkanını arayarak o lisede bir okul başkanımızın olup olmadığını soran ve bu çocuğun intiharından direk o okul başkanını sorumlu tutan Erbakan Hocamız bize bunun cevabını veriyor aslında.

Bu yaşananlardan hepimiz sorumluyuz ve biz hayatımıza hiçbir şey yokmuş gibi devam edemeyiz!

Babalar olarak, anneler olarak evlatlarımıza ahlaklı olmayı öğretemediğimiz için sorumluyuz.

Öğretmenler olarak, öğrencilerimizin ellerinden tutamadığımız ve onları adım adım ölüme gönderdiğimiz için sorumluyuz.

Bir şeylerin farkında olan ve insanlığı kurtarmaya kendini adamış insanlar olarak; vakıf, dernek, parti, cemaat, cami... yeterince çalışmadığımız ve dünyanın her yerinde “Önce ahlak ve maneviyat” bayrağını dalgalandıramadığımız için sorumluyuz. Yeni bir dünyayı kurma heyecanımızı kaybettikçe, bu dünyanın daha da kirlendiğini unuttuğumuz için sorumluyuz.

Vatandaşlarının can, mal, namus ve din hürriyetini koruyacağına dair sözler verdiği halde koruyamadığı, o doğrultuda politikalar uygulayamadığı için günden güne kararan bir dünyaya baş tutan yöneticiler olarak sorumluyuz. “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu / Gelir de Adl-i İlâhi Ömer’den sorar onu!” diyen Ömer (r.a.) gibi, yönettiğimiz ülkede bir kişinin başına bir şey gelse, hesabının ilk bizden sorulacağını unuttuğumuz için sorumluyuz!..

Filmler ve dizilerde müstehcen aşk sahnelerine, tecavüz, intihar ve saldırganlık dolu sahnelere yer veren yapımcılar, yönetmenler, oyuncular ve televizyon kanalları olarak, daha reşit olmayan çocuklara bile ahlaksızlığın yollarını gösterdiğimiz için sorumluyuz… Asıl çöküntüye sebep olan bu dizi ve filmlere gerekli yaptırımları uygulamayan kurumlar olarak sorumluyuz…

Ahlak ve namus gibi tabirleri yalnızca kadınlara mahsus olarak gören ve erkeklerin her türlü ahlaksızlığı yapabileceğine dair yanlış bir inancı zihinlerine yerleştiren, neticede taciz ve tecavüz olaylarının günden güne arttığı bir ülkenin erkekleri olarak sorumluyuz…

Zaten ahlaktan yoksun olan birçok erkeği giyim kuşamıyla kışkırtan, cani bakışları üzerine çeken ve istenmeyen facialara tabiri caizse davetiye çıkaran kadınlar olarak sorumluyuz…

Tacizci o dolmuş şoförüne, karısını bıçaklayan o kocaya, çocuğunu boğan o anneye, intihar eden o gence, uyuşturucuya bağlanan o delikanlıya, namusunu ortalığa döken o genç kıza, daha ilkokulda sevgilisi olmakla övünen o çocuğa, Allah’tan ve Kur’an’dan uzaklaşan, uzaklaştıkça insanlıktan çıkan her canlıya ulaşma sorumluluğumuz olduğu halde; görmez, duymaz, bilmez bir şekilde üç maymunu oynadığımız için, sıra arkadaşımız, dava kardeşimiz, komşumuz, akrabamız adım adım bataklığa saplanırken, biz rahatça uyuduğumuz, tüm bu ahlaksızlıkları kendimize dert edinmediğimiz için, iyiliği emredip kötülükten sakındırmadığımız, hakkı ve sabrı tavsiye etmekte sebat göstermediğimiz için... bizler, evet bizler, hepimiz sorumluyuz ve kıyamet günü hepimize sorulacak bir soru muhakkak var!