Özgecan’ın babasının ekranda kızının katilleri ile ilgili söylediği dervişane sözleri izlerken sanırım sizler de benim gibi olduğunuz yerde kalakalmışsınızdır.

Bu ne büyük metanet ve bu ne asil bir duruş Ya Rabbim!

“Onlara da zulmedilmesin” diyor kızının katilleri için.

Büyük bir vakar ve teslimiyet içerisinde ağzından en ufak bir isyan sözcüğü çıkmıyor.

Şiddete şiddetle değil merhametle karşı çıkması gerektiğini yani çoktandır unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyor bize.

“Rabbim seni kendisi için yaratmış” diyor kızının kabrinin başında toprağını okşarken.

İçi yangın yerine dönmüş, en büyük imtihanlarla sınanırken bile ‘sevgi’den ‘barış’tan bahsedebilmek çok büyük bir yürek taşıyor olmayı gerektirir.

Gözünün nuru evladını hunharca katleden katillerin ailelerine bile “Allah onların analarına babalarına da yardımcı olsun” duasında bulunabilecek kadar hilm sahibi, yürekli bir babayı izlediğimde memleket insanına dair ümidim daha bir arttı.

Memleketin sade insanından bahsediyorum. Kaleminin ucuyla, dudağının kenarıyla konuşan çokbilmişlerden, aklıevvellerden değil.

Acılarını kalbine gömerek her şeye rağmen ‘vatan sağ olsun’, ‘Allah devlete zeval vermesin’ diyebilen baba Mehmet Aslan gibi yürekler bu ülkenin bir nevi sigortasıdır.

Başkalarını suçlamak, avazı çıkıncaya kadar bağırmak, haykırmak varken ateşin düştüğü yerden kendine hisse devşirebilmek az şey mi

Zor zamanlarda hakikate yaklaşmak normal zamanlara nispeten hayli müşkül bir meseledir. Yokuş yorgunluğu verir adama ve mecalsiz bırakır.

Nice gönül eri diye bilinen kimseler dahi bu zorluğa mukavemet gösterememişlerdir.

Daha birkaç gün öncesine kadar kimsenin varlığından haberdar olmadığı, kızını alçakça bir cinayete kurban veren acılı bir babanın destansı duruşunda gördük bunu.

Gözyaşlarını içine akıtarak cümlenin boşta kalan bir ucunu kendi hayat serüvenine bağlar gibi  “Bana yıllarca neler olabileceğini anlattılar ama ben anlamadım. Gözlerim kör, kulaklarım sağır vaziyette dünyanın peşinde koştum durdum” diye hayıflanıyordu.

Televizyon kanallarında büyük büyük laflarla her vakayı şahsi emellerine tahvil edenler onuru için yaşayan omurga sahibi memleket insanını elbette anlayamazlar.

Siz kaç gündür bu elim hadise üzerine derin analizler yapıp söz söyleyenlerden hiç şöyle bir cümle duydunuz mu   “…Sevmekten başka bir çıkar yolumuz yok. Teslim olursak içimizdeki bütün güzellikler ortaya çıkacak. Savaşırsak, sonunda nefsimiz kazanacak ve analar, babalar ağlayacak, meleklerin kanatları koparılacak, meleklerin çığlıklarını kimse duymayacak.”

Cinayet karşısında ne koparılan vaveyla, ne atılan slogan ne de atılan yüzlerce twit acılı bir babanın susması kadar etkili değildir.

Bilgelik arayan varsa acı ve ıstırabın talebesi olanların kapısına gitsin, bildiklerinden kâğıt kuleler yapanların pencerelerine değil.

Modern çağın penceresi ne ola ki diye sormayın. O hepimizin nazarlarını saplayıp da bir türlü çıkaramadığı kör kuyunun, ekranların adıdır.

Modern dünyanın kapısına gelince, sadece beklemesini bilenlere açılan bir rahmet ve teselli melcei, yani sabrın ta kendisidir o.

Halka tepeden bakan insanlar müzmin bir boyun tutulması yaşadıkları için halkın acılarında ve sevinçlerinde saklı dünyaları anlayamaz, anlayamadıkları için de en kolay yol olan bilinçli yanlış anlama yolunu tutarlar.

Hâlbuki kafalarını kalpleri hizasına getirmeyi başarabilmiş olsalar “halk irfanı” denilen şeyin ne derinlikli bir bakış açısı olduğunu fark edeceklerdir.

Yetkililer, etkililer, bilirkişiler, mütehassıslar, duayenler, canlı yayına bağlananlar, uzman konuklar bu zamana kadar konuştu da ne oldu Allah aşkına Soruları ve sorunları çoğaltmanın dışında neye çare oldular

Çalıştaylar, şûralar ve oturumlarda konuşulanları ve de susulanları birbirine ekleyin merhum Özgecan’ın ablası Beste’nin tüm Türkiye’ye hitaben söylediği şu sözlerin hakikat değerine ulaşabilirler mi acaba: “Ben sadece insanlara yalvarıyorum, ne olur biraz daha bilinçlensinler. İnsanlara artık okulda insanlık dersi göstersinler. Çocuklara sevgi ve insanlık dersi versinler. Aileler çocuklarını görmeden bilmeden yaşıyorlar. Artık bakmasınlar, görsünler. Sevgi her şeyin ilacı. Okula gittiklerinde dersi bir kenara geçsinler. Önce sevgiyi insanlığı öğretsinler.”

Ben bu satırları yazarken haber sitelerine düşen akıllara durgunluk veren bir başka cinayet haberi daha: ‘Arkadaşlarıyla kartopu oynarken camına kartopu isabet eden esnaf tarafından bıçaklanan gazeteci Nuh Köklü hayatını kaybetti.’

Sorsanız yediden yetmişe herkes şiddete karşı. Ama ne oluyorsa birden fındıkkabuğunu doldurmayacak bir meseleden dolayı ekmek bıçağına, pompalı tüfeğe, uçan tekmeye davranabiliyoruz. Bir anda sandalyeler havada uçuşabiliyor. Mecliste İç Güvenlik Tasarısı tartışmalarında milleti yönetenler birbirlerine uyguladıkları şiddet neticesi (4 milletvekili yaralı) meclisi güvenliksiz bir yer haline getirebiliyorlar. Demek ki, şiddete bile şiddetle karşı çıkmak böyle bir şeymiş.