Neredeyse bir haftadır ülke gündeminin tek konusu Tarsuslu üniversite öğrencisi Özgecan Aslan vahşeti. Yaşananları biliyorsunuz. Özel Çağ Üniversitesi Psikoloji bölümü öğrencisi Özgecan Aslan, okul çıkışı arkadaşlarından ayrıldıktan sonra bindiği dolmuşta son yolcu olarak kalınca, -en hafif tabiriyle- şoförün “şeytana uyması” sonucu vahşice katlediliyor.
Daha sonra işlediği cinayeti örtbas etmek üzere yanına aldığı babası ve arkadaşıyla birlikte cenazeyi defnetmeden benzinle yakıyorlar. Parmak izi alınamasın diye maktülenin bileklerini kesmesi katilin canavarlığını göstermesi bakımından yeterli. Yol tarifi sordukları jandarmanın, araçta kan izi görmesi ve tarif edilen yönün aksi tarafa gitmeleri kuşkuya neden oluyor ve takip üzerine yakalanıyorlar, olay özetle böyle.
***
Aslında benzerini çok defa yaşadığımız bu olay ilk değil, anlaşıldığı kadarıyla son da olmayacak. Kimse olayın kaynağını araştırarak neden meydana geldiğini sorgulamıyor. Hâlbuki bu cinayet ve benzerleri hemen her gün bir şekilde cereyan ediyor. Her olayda biraz ah vah edilip unutuluyor.
Bu ortamda yasalardaki cezai müeyyidelerinin caydırıcı olmaması da suça meyilli insanları etkiliyor.
Zaten niçin, nasıl ve neden gibi soru sorarak karşı yönde bir cümle sarf etmeniz sorgulamanız mümkün değil.
Bu menfur olay üzerinden büyük bir toplumsal hesaplaşma yaşanıyor. Sokağa çıkan birileri, acıyı kaşıyarak karşısındakileri adeta cinayetin azmettiricisi olmakla itham ediyor ve sizin yüzünüzden oldu dercesine saldırarak ortadaki kanı istismar ediyor.
Topluma karşı sorumluluk taşıması gerekenlerden kimileri dans ediyor, kimileri de nutuk atma derdinde. Bu işlerin sorumlusu kim peki
***
Esas itibariyle bu eğitim sistemi son günlerde yaşanan olayın faili gibi binlerce katil zihniyetli canavarları bünyesinde barındırıyor ve yetiştiriyor.Okullarda gençlere manevi değerleri önceleyen ve ahlaki konulara önem veren bir eğitim sisteminden mahrum bırakarak; helal haram, doğru yanlış, büyük küçük ve ahlak edep öğretilmediği sürece bu sonuçlar kaçınılmazdır.
Cinayetleri işleyenler eğitimsiz kimseler değil; eğri tornadan düzgün mamul çıkmıyor. Eskilerin deyimiyle, kem aletle ile kemâlât olmuyor.
Ahlak ve maneviyat değerlerinin teker teker kaybolduğu bu ortamda, bu tür olaylarla karşılaşılmasında şaşılacak bir durum yok.
***
Asırlar boyu mazbut aile yapısını muhafaza eden milletimiz, değerlerinden taviz verdikçe toplumsal hayatına kendi eliyle dinamit koyuyor. Hemen her alanda aile yapımıza bilinçli olarak yapılan topyekûn bir saldırıyla karşı karşıyayız. Film, basın-yayın ve sosyal medya organlarıyla; gayri meşru ilişkiler, bilinçaltına normal olaylarmış gibi empoze ediliyor. Dizilerde örnek gösterilen aile profilleri toplumu gayri meşru ilişkilere yönlendiriyor. Tüm aile fertlerinin birlikte oturup izledikleri televizyon dizilerinde babasına saygısızlık eden çocuk, yengesine sarkıntılık eden yeğen ve tecavüzcüsüne âşık olan kadın gibi nice roller insanlara normalmiş gibi gösterilerek zihinlere yerleştiriliyor.
Dizilerde rutin hale gelen iğrenç sahneler, manevi değerleri ayaklar altına alan sahte hoca tiplemeleri, türlü cinayet görüntüleri ve partiden partiye koşan liseli genç profilleri, aslında medya bu işin neresinde sorunu akla getiriyor.
Vakitlerinin çoğunu internet ortamında geçiren gençler, aileden kopuk ve ahlaki değerlerden uzak yetişiyor. “Kötülüğün izharı saf zihinleri bozar” prensibince bu tür haberlerin teşhirinin sonucu yaşanıyor. Bu kaçıncı idam kampanyası oldu bilmiyoruz. Kaldı ki öncelikli mesele idam etmek değil, işlenen vahşeti önlemek olmalıdır. Nedense olayı temelden ele alıp önleyelim değil; sonucu bekleyip cezayı tartışalım derdindeyiz. Bu canavarlar bu toplumda nasıl türüyor. Daha kaç masum (özge) canlar katledilecek