Furkan’ın, sokak hayvanları ile ilgili sorduğu soruların kıyısında gezinirken kendimi uçsuz bucaksız bir sevgi denizinde buldum ve burada ihtiyacım olan her şeyin mevcut olduğunu fark ettim. Çocuklar bu denizin tam göbeğinde yer alıyor ve sorularla yola çıkıp tüm zenginlikleri keşfediyorlar.

Çocuklarımız soru sorma cesaretlerini korudukları sürece doğruya ulaşacaklar buna inanıyorum, o nedenle bir çocuk soru sorduğunda önemser ve makul cevaplar vermeye çalışırım.

Çocuk eğitimciler bireyin ailede aldığı ilk eğitimin önemini her fırsatta dile getiriyor ve bina sağlamsa aşınmalar olsa da yeniden inşa etmek mümkün diyorlar. Fakat bunun için anne-babanın çocuklarının kendilerine tahsis edilmiş bir mülk olmadığının farkına varıp,  şahsiyetlerine saygı göstermeleri ve onları iyiliğe güdülendirmeleri gerekir. Aslında bizler de onlarla birlikte kendi içsel donanımlarımızı keşfediyor ve öğrenme sürecimizi sürdürüyoruz öyle değil mi?

Furkan’ın sorduğu soruları sevgili kızım Zehra üç yaşlarında sormuş ve yaşadığı her olayda merhametin izlerini aramıştı.

Dün gibi hatırlıyorum… Zehra, Eyüp İmam Hatip Lisesi’nde öğrenciydi ve bir akşam vakti eve geldiğinde sırtında dayanılmaz ağrılar hissettiğini ifade etmişti. Ağrı hareket kabiliyetini etkileyince o akşam hastaneye gitmiştik ve doktor yanlış hareket neticesinde sırtında incinme olduğunu söylemiş ve tavsiyelerde bulunmuştu.

Eve döndüğümüzde kızım okula giderken üç gündür kız meslek lisesinde okuyan bedensel engelli bir genç kızla karşılaştığını ve kavşağa kadar birlikte yürüdüklerini, onun arkadaşları tarafından dışlandığına şahit olduğunu ve üç gündür yolu aşıncaya kadar kendisine engelli rolü verip onunla birlikte aksayarak yürüdüğünü ifade etmişti. Zehra, genç kızın engelli pek çok insanın olduğunu fark edip kendini iyi hissetmesi için bunu yaptığını ve belini incittiğini ifade etmiş ve onun için yapabileceğim başka hiçbir şey yoktu demişti.

O akşam kızımla epey sohbet etmiştik ve ona duygusal inceliğinden duyduğum hoşnutluğu ifade etmiş ve bu davranışının engelli bir genç kıza faydasının olmayacağını aksine durumu fark ettiği takdirde kendini daha zayıf hissedeceğini söylemiş ve bunun yerine onunla insani ölçekte doğal ilişkiler kurmanın ve güçlü yanlarını onaylamanın daha faydalı olabileceğini açıklamıştım. 

Acımak insani bir duygudur ancak bunu karşı tarafa yansıttığınız takdirde onun kendini zayıf ve aciz hissetmesine yol açabilirsiniz. Zehra o dönem 15 yaşında kişiliğinin yapıtaşlarını oluşturmaya çalışan bir genç kızdı ve tavsiyelerimi dinlemiş ve bunlar aklıma hiç gelmedi demişti.

Engelli bir bireyle karşılaştığımızda anlamak yerine acıma duygumuzu öne çıkarmaya kalkarsak bu onun kendini zayıf ve aciz hissetmesine yol açar ve direncini kırar. Unutmayalım! Komplekslerimiz bu şekilde ortaya çıkıyor ve hayatımıza zamk gibi yapışıyor. O nedenle çevremizdeki kişilerle nasıl ilişki kuruyorsak engelli kardeşlerimize de aynı şekilde yaklaşıp, insanların eksiklik olarak gördükleri durumların bir farklılık olduğunu hissettirmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Zehra çocukluk döneminde ölüm, ahiret ve hayatla ilgili sorularına insanın neden kötülük ettiğini de eklerdi ve onu birçok konuda ikna etsem de bu konuda muvaffak olamazdım. Üniversiteye başladığında cevabına ulaşamadığı bütün soruların yolunun adaletle kesiştiğini kavradı ve hak ihlallerinin önlenmesine yönelik çalışmalar yapan kuruluşlarda aktif olarak yer almaya başladı.

Teknoloji hayatımızın akışını değiştirdi ve gençler seküler atmosferden az ya da çok etkilendiler. Ben de zaman zaman kendimi o meşhur kuşak çatışmasının içinde buldum ancak hak ihlali noktasında kızımla hep aynı kulvarda buluştum ve onu her zaman omuzları yıkıkların yakınlarında gördüm. Ve onun sorularla başladığı bu yolculuğunun hep devam edeceğine yürekten inandım…