Son zamanlarda kulağa en güzel gelen kelime galiba mutâbakat oldu. Duymaktan hoşnut olunan ve ümitlenilen; ayrıca geleceğe daha geniş bir pencereden bakabilmenin imkânını sunan bir kelime olarak hayatımıza girdi. Mutâbakat: (Ar. tabk “uygun gelmek, rast gelmek”ten mutâbakat) Uygun olma durumu, uygunluk manasına geliyor. Bakıldığında içinde yaşadığımız günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylere denk geliyor. Haddizatında belli kaideler etrafında bir araya gelip ortak bir yol bulma arayışı oldukça önemli bir gayreti, fedakârlığı ve cesareti de ifade ediyor. Bu mutâbakatı bir eylemsel düzlemde nitelikli, ilkeli bir birliktelik olarak adlandırmak gerekir. Zaten belli ölçülerin etrafında toparlanmak ölçülerle hareket etmek toplum olmanın da bir gereği değil mi?

İçinden geçilen zamanın kısıtlı, kutuplaştırıcı ve çatışmacı yönetim dili, anlayışından uzaklaşmak için mutabık (Mutabık: Herhangi bir konuda karşılıklı olarak anlaşmaya varan, anlaşan, birbiriyle uzlaşan. “Uygun, münâsip, muvafık”) kalmak gerçekten önemli ve anlamlı bir adım olarak geleceğe dair insana ümit veriyor. Bu bağlamda bu girişimi yüreklendirmek, katkıda bulunmak gerekir. Bozuklukların, kötülüklerin, yanlışlıkların ve daha önemlisi yozlaşmanın aşılması için bir toplumsal kucaklaşmaya ihtiyaç var. Bütün zorluklarına rağmen bu ittifak, (İttifak: Fikir birliğine varma, uyuşma, anlaşmaya varma. Birlikte hareket etmek üzere sözleşme.) bir irade ortaya koyuyor ve bu noktada ciddi bir gayret gösteriyor. Bunun kıymetini bilmek gerekir. Çünkü insanoğlunun ayırt edici meziyetlerinden biri de bozmak, yıkmak, olumsuzlamaktır. Bu kadar olumsuzluğu ancak birlikte asabilir, bütünlük ile toplumu yeniden kucaklayabilir ve de zorlukları göğüsleyebilirsiniz.

Kendisinden başkasına hayat hakkı tanımayan her anlayış er ya da geç kendini kendi despotizmi ile yok eder. Çünkü değer yargıları öznelleşir, kurumlar itibarsızlaşır ve her şey düzenin en küçük parçasından en büyük parçasına kendini korumak gibi bir histeriye yakalanır. İşte bu noktada akıl, vicdan ve ölçüler devre dışı kalır. Bugün yaşadığımız ve gördüğümüz tam da bu. Ekonomik, sosyal, siyasal bütün alanlarda bunun yıkıcı etkilerini görüyoruz. Toplum olmanın, millet olmanın bütün ölçüleri (hamaseti dışında) tamamen ortadan kalkıyor. Bunu korkularla beslemenin bir anlamı yok. Endişeli filancalar, falancalar hepsi bir eski hikâyede tıkanıp kalmış, kendilerinin bugününü yok ederken çocuklarının umutlarını ve istikballerini de yok ediyorlar, onun için varsayımlardan sıyrılıp, -miş’li geçmiş hikâyelerden sıyrılıp daha çok konuşmak, anlamak, anlamlandırmak gerekir. Ancak bu şekilde yol alınabilir. İşte tam da bu nedenle bu altı siyasi partinin ortaya koyduğu çaba takdire şayandır. Ümit vericidir.

Toplumun tam da ihtiyaç duyduğu şey bu dayanışma, konuşabilme, müzakere edebilme halidir. Bu dayanışmayı geliştirmek için katkıda bulunmak, bu yolculukta paydaş olmak herkese iyi gelecektir. Birbirini değiştirmeden birbirini anlayarak sürece intibak (İntibak: Ölçülere uyma, uygun gelme, mutâbık olma: Mevcut şartlara uyma, alışma, uyum sağlamak.) etmek herkesin yaşam alanını genişletmesine, daha huzurlu, daha dayanışma içerisinde ve daha güzel bir geleceği mümkün kılabilir. Güçlü bir toplum daha sağlam bir millet ve devlet için bu bir gerekliliktir. Uzun zamandır kayıkçı kavgasına alışmış olunduğundan böylesi bir emeğin kıymeti anlaşılmıyor olabilir. Biraz daha doğrudan, yakından bakmak gerekiyor. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi hissediyorum; “Rahat bir uyku her şeyi düzeltir diyordum. Fakat rüyaları hesaba katmamıştım. (…) Garip değil mi? Her rüyanın hayatta bir mutâbakat noktası bulunabiliyor. Onun için rüyalarımızı yoruyoruz. Mutabık olmak iyidir. Hoşça bakın zatınıza…