“Meliki yevmiddin” (Fatiha suresi, ayet: 4)
Bismillah her güzelliğin başlangıcıdır; bismillahirrahmanirrahim…
İnsanın yaradılış gayesi, her şeyi yaratan Allah’a kul olmasıdır. Kul olmak Allah’a tam bir imanla mümkündür. İman gözle görülmeyen ama gözle görülebilecek sonuçları olan bir durumdur. İman metafizik bir boyut ama insan fiziksel dünyaya ait bir varlıktır. Fiziksel dünyaya ait olan insanın fizik ötesi özellikleri dolayısıyla sadece maddi dünyadan ibaret bir insan yaşamı tasavvur etmek insana ait gerçeklik algısını ortadan kaldırmak demektir. Bunun mümkünü yoktur; çünkü gerçeklik algısı bütün yaratılmış mümkünlerin mümkünler dünyasındaki apaçık göstergesidir. Gerçeklik algısı insanı ve dünyayı bütün yönleriyle görerek asıl olana bağdaştırma ameliyesiyle basit varlıklara varmanın olağan rütbesidir. İnsanın bu dünyadaki eylemlerinin kaynağı gerçeğe bağlı olarak vücut bulur. Kaynak ne kadar gerçeğe yakınsa insana ait olgu ve olaylar o kadar değerli olur. Değer tek başına bir kaynak değil, değer de asıl olan aynı kaynaktan gelen bir ölçü; öze yaklaştıkça ruhun serinliği… İşte ruhun mutmain olması için iman her daim taptaze bir atmosferdir. İnsan bir atmosfere girdikten sonra o atmosfere ait ama insanın kendisinden kaynaklı elem ve hoşnutluklar tebarüz eder. İman atmosferinde gerçeklik duygusu kalpleri ve ruhları tatmin ettiği için insan kendisini ve kendisiyle birlikte bütün varlık ve oluşları mümkün kılan mümküne ait özellikleri merak eder. İman ehli Müslümanlar Allah’a iman ettiğinden dolayı insanın ve oluşların sadece bu dünyaya ait olmadığını duyumsar ve ötesini telakki etmek için kendi güç ve nasibince çalışırlar. Her şey iman etmekle başlar. İman mümkünlerin kaynağına ulaşmak için insana verilmiş büyük bir nimettir. Öyleyse bu mümkünler hangi iradenin emriyle yaratılmışlar dünyasındadır Ki yaratılmışlar dünyasında olmayanları da müşahede etmek için daha ilk adım atıldığında aklın sınırlarının çok ötesinde geniş ufukların ziyasına ulaşma çabasında insanın ne kadar aciz olduğunu idrak etme durumuyla karşı karşıya kalınmaktadır. İnsan yaratılmışların en üstünüyken en muhtacıdır. Muhtaç olunan ihtiyaç materyal akılla yani madde dünyasına ait algıyla giderilemeyeceğine göre bütün varlığı kuşatmış olan mutlak mülk sahibi nasıl idrak edilecektir Bu sorunun tek ve kesin cevabı imandır. İnsan için mutlak hayrın başı imandır. İman olmadan gerçeklik duygusu da olmaz. Fani varlıkları gerçek gibi görmek gerçeklik duyusunu asıl kökünden alıkoymakla eşdeğerdir. Gölge gerçeği vermez sadece gerçeğe ait çağrışımlar uyandırır. Aynen bunun gibi beşer olarak yaşadığımız bu dünya, gerçeğe ait çağrışımlardan ibarettir. Çağrışımlardan gerçek olana varacağımıza olan inanç anlam dünyasında bu dünyada olduğumuzu da unutturmaz bize. Çünkü iman bu dünyaya ait; insan fani dünyadan baki dünyaya hazırlanmaktadır. Şeriat de bu dünyaya ait; bu dünyada yaşamımızı tanzim edecek bireysel, sosyal ve siyasal topyekûn hayatımızı düzenleyen çağrışım düzenidir. İnsanın beşer olması yani fani dünya duygusu; kendisinden başka diğer varlık ve oluşların da faniliğinden mutmain olarak baki olana iman etmesinin bir gereklilik ve gereklilikten öte gerçeklik olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla insan ahiretini bu dünyadan götürmektedir. Bu dünya sonun başlangıcı ve başlangıcın sonu olarak niyet ve ameller dünyasıdır. Çünkü Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz.
İnsan imanla gerçekliği algıladığında bütün mümkünleri mümkün kılan bir yöneticinin varlığı ayan beyan, yaratılmışlardan münezzeh olarak, en ince ayrıntıdan en geniş bütüne bütün varlığı kaplamaktadır. Her yaratılmışta yaratanın izi vardır. Rahman olan Allah, Meliki yevmiddindir. Allah’a iman etme gerçekliği olarak Fatiha suresi, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olarak Rahman’ın yüce kelamında yer almaktadır. Suretu’s-Salât olan Fatiha, sonsuz cemalin gerçeklik bildirisiyle kalplere sürur vermektedir. Allah din gününün sahibi, kıyamet gününün melikidir.
Allah’a iman ne büyük bir şereftir ki sadece dünyayı değil dünya-ötesini de gören çok boyutlu bir bakış getiriyor insana. Küfür öfkesini iman öfkesine döndüren boyutun sırrını insan aklının sınırları kavrayamaz. Biz sınırlı bir zamanda sınırlı kavrayışlarla hayat dediğimiz bu büyük olayın içinde olay olmayacak kadar hâkimiz bütün varlıklara ve dahası kendi ruh ve uzuvlarımıza da. Dünya ve ahiretin tek Yöneticisi yüce Rahman hem varlığı, hem yokluğu ve hem de deveran eden felekleri (fiili haldeki dünyaları) bilen, duyan, hükmeden, yargılayan ve hüküm verendir.
Hâkim-i Mutlak olan Allah, Meliki yevmiddindir.
(Devam edecek.)