Geçtiğimiz günlerde Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü

Mariya Zaharova, İzvestiya gazetesine verdiği röportajda aynen şu cümleleri

kullandı:

Türk yönetimi Osmanlı İmparatorluğu nun eski gücünü geri

getirmek istiyormuş gibi bir izlenim bırakıyor. En azından Türk yönetimini

politikasının tüm bileşenleri böyle bir tablo ortaya koyuyor. ...Ancak Osmanlı

İmparatorluğu nun sonunun ne olduğunu hepimiz biliyoruz. ...Türkiye yönetiminin

Kırım ve Suriye kriziyle ilgili politikalarını çok iyi biliyorduk. Buna rağmen

Türkiye yle aramızdaki farklılıkları müzakere masasında çözümlemek, bir uzlaşıya

varmak ve Türk tarafıyla çalışmak için mümkün olan her şeyi yaptık....

Moskova, Türkiye hükümetinin politikalarına karşı çok

uzun bir süre sabırlı davrandı.

Bu satırları okuyunca hafızam beni altı yıl öncesine

götürdü. St. Petersburg da Türk-Rus ilişkilerini tarihsel perspektiften

günümüze kadar ele alan ve geleceğe yönelik bir takım somut önerileri ortaya

koyan bir toplantıda Rus meslektaşım aynen şu tespitte bulunmuştu: 19.

yüzyılın Osmanlısı biz, Çarlık Rusyası ise sizsiniz. Roller değişti.

Bu tespiti yaptığında Türk-Rus ilişkileri altın

devirlerinden birini daha yaşıyordu. 2001 de, iki ülke arasında Avrasya

merkezli yeni oyunu işbirliğiyle bozmak üzere imzalanan Avrasya da İşbirliği

Eylem Planı sonrası 2010 da kurulan Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) ile

bu stratejik ortaklık bir adım daha ileri taşınmıştı.

Dolayısıyla bu ifadeler her ne kadar Rus tarafının bize

gaz vermesi olarak değerlendirilse de, ortada şöyle bir gerçeklik vardı:

Türkiye dış politikada henüz daha kriz türbülansına

sokulmamış, dolayısıyla Yeni Türkiye sürecinin üç temel sacayağından birini

oluşturan güçlü ya da etkin diplomasisi ile bir çok ülkenin işbirliği içinde

olmak istediği bir ülke görünümündeydi.

Alman meslektaşımın ifade ettiği gibi, Boğazın

paylaşılamayan adamı idi. (Bu arada Yeni Türkiye sürecinin diğer iki

sacayağını merak edenler için onları da belirtelim: Güçlü Demokrasi ve

Dinamik Ekonomi idi.)

Bunun dışında Türkiye başta nüfusu olmak üzere, her

açıdan gelecek adına daha dinamik bir ülke olarak ön plana çıkmaktaydı. Milli

güç unsurları itibarıyla geleceğe yönelik projeksiyonlarda bir kıyaslamaya

gidildiğinde Türkiye Avrasya nın gücü olarak ön plana çıkmakta ve bu kapsamda

kuzeye-doğuya doğru bir nüfuz alanı elde etmekteydi. 2030-2050 projeksiyonları

bu açıdan halen önemini korumakta.

Yakın Çevrelerde Güç Mücadelesi

Zaten kilit nokta da burada. Türk-Rus ilişkilerinin

tarihi süreç içerisinde kat ettiği mesafe göz önünde bulundurulduğunda, birinin

lehine olan durum diğerinin aleyhine işliyor ve özellikle de Ruslar bunu çok

iyi kullanıyor.

Kullanıyor idi desek, sanırım daha yerinde olur. Çünkü

geçtiğimiz son bir kaç yüzyılda Batı ile birlikte Osmanlı yı parçalayan

Rusya nın şimdilerde en büyük korkusunu, Avrasya nın Balkanları noktasında

Batı ile işbirliği yapan Türkiye oluşturuyor. Rusya bunun somut emarelerini

yakın çevresinde çok net bir şekilde hissetmeye başlamış durumda. Özellikle de,

Baltık-Karadeniz-Hazar hattında yaşanan gelişmeler, var olan endişeyi daha

ileri bir noktaya götürerek bir korkuya çevirmiş durumda.

Ukrayna-Kırım krizi, burada hiç kuşkusuz bir dönüm

noktası oluşturuyor. Özellikle de Kırım. Türkiye ye atfedilen 2030-2050

projeksiyonlarında Kırım, adeta merkez üslerden birisi. Dolayısıyla Kırım

burada güç mücadelesinin kilit alanı. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü

Mariya Zaharova bu hususun hep farkında olduklarını,  Türkiye yönetiminin Kırım ve Suriye kriziyle

ilgili politikalarını çok iyi biliyorduk. şeklindeki sözleriyle ortaya koyuyor.

Fakat asıl endişelerini Türkiye nin başta Baltık

devletleri, Polonya ve Ukrayna ile geliştirdiği askeri ilişkiler oluşturuyor.

Rusya nın Türk yakın çevresinde, başta Suriye deki varlığı, PYD/PKK

bağlamındaki izlediği politikaya bir tepki olarak, Türkiye nin Rus yakın

çevresi üzerinden verdiği misliyle cevap Moskova yönetimini harekete geçirmiş

durumda. Rusya, bu hamlesinin kendisine nelere mal olacağını üç aşağı beş

yukarı tahmin ediyor olsa gerek.

Sözcü Zaharova yı Osmanlı üzerinden Türkiye yi tehdit

etmeye yönelik gelişme hiç kuşkusuz sadece bu alanlarla sınırlı değil. Bunların

dışında Kafkasya ile birlikte Orta Asya yı da içine alan geniş bir coğrafyayı

kapsadığını yine Moskova nın yaptığı açıklamalarda görebiliyoruz.

Biz de Çarlık Rusya sının Akıbetini Hatırlatıyoruz!

Eğer tarihten hareketle bir takım üstü örtülü

göndermeler yapmak gerekiyorsa sadece şu iki hususu bile Rusya ya

hatırlatmakta fayda var. Bunlardan birincisi 1854-1856 Kırım Savaşı , bir

diğeri ise Rusya nın Birinci Dünya Savaşı ndan çekilmek zorunda kalışı.

Birincisinde, Osmanlı Rusya nın Güney e Doğru

politikasına Avrupa ile birlikte dur demiş, ikincisinde ise aynı Avrupa ya

Çanakkale geçilmez diyerek Rusya daki Bolşevik İhtilalı nın önünü açmıştı.

Dolayısıyla, biz de onlara Çarlık Rusya sının emperyal

hayallerinin Osmanlı üzerinden nasıl duvara tosladığını ve bunun bir kez daha

gerçekleşmemesi için hiç bir nedenin olmadığını buradan söyleyebiliriz.

Bundan ötürü son kriz, sadece 24 Kasım ve liderler ile

sınırlı değil. Daha da derin. Büyük Türkiye ve Büyük Rusya projelerinin

geleceğiyle ilgili. Tarihsel referanslara vurgu ile söylemek gerekirse; kavga

Osmanlı-Selçuklu ile Çarlık-SSCB imparatorlukları arasında. Gerisi ise

koskoca bir raskaz (hikaye)!