Son dönemde hayatımızın vazgeçilmezlerinden birisi de sanal âlemin, sosyal paylaşım siteleri oldu.

O kadar yaygınlaştı ki, bazılarının gün boyu tek işleri twitterde yazışmak. Bu işe kendilerini öyle kaptırmışlar ki, bilgisayar başından ayrılırken, ya da saatlerdir ellerindeki akıllı telefonu yere bırakırken, “bana müsaade” demek zorunda hissediyorlar.

Malum, twitter elit tabakaya hitap ediyor, facebook ise biraz daha harcı alem... İnstagram da fotoğraf alanı..

***

Bu dünyanın, daha doğrusu sanal âlemin kendine has metotları, raconu var. Bunlardan mesela; kişinin gücü, takipçi sayısıyla ortaya çıkar. Bazılarının on binler, hatta yüzbinlerle ifade edilen takipçisi vardır.

Takip teklifi ilk senden gelmeyecek. Sonra da takipçi sayısı çok, takip ettikleri az olacak. “Beyefendi büyük adam, kimseyi izleme gereği duymaz!”

Retweet yaparken milletvekili veya kazanmaya namzet belediye başkan adayı ise, -affedersiniz- lavaboya gittiğini paylaşmışsa en önemli gündem maddesi olmuştur.

Hemen retweet yapılır, paylaşılır, beğen tıklanır, altına yorum yazılarak desteklenir. Çünkü hazır ol vaziyetinde bekleyen klavye erleri vardır.

Gözde kişilerin sözlerinin paylaşılması için, içeriğin anlamlı olması gerekmez. Ben de buradayım mesajın verilmesi yeterlidir.  

Bazı insanlar öyle fuzuli ve özel hallerini aktarıyorlar, pardon “paylaşıyorlar” ki, “kapıyı açtım, çorabımı çıkardım, börek yedim.”

Bu seviyedeki ortamdan, rahatça hakaret dolu cümleler sadır oluyor. “Nasıl olsa kimse beni bilmiyor!”

Bu alan sövme, hakaret etme aracı değildir, olmamalıdır. Kutsallara, şahsiyetlere hakaret etmemelidir.

***  

Bu iş o kadar ileri gitti ki; yatarken en son iş olarak, bu sitelere giren, sabah uyanır uyanmaz ilk iş bu sitelere giriş yapan; gecenin bir yarısı aniden uyanıp internete girenler var. Faydasından çok toplumsal paranoya, bağımlılık derecesinde hastalığa dönüştü. 

Faydası, topluma ulaştırmak istediğiniz herhangi bir mesajı en kısa sürede, en geniş kitlelere, bu alanlardan ulaştırıyorsunuz.

Zararı da vakit israfı, insanı yalnızlaştırması ve beyni dumura uğratmasıdır. Bırakın karşıt görüşlüleri, aynı fikrin adamları bile, birden birbirine giriyor.

Ortaya fikir at, bir konu söyle herkes balıklama dalıyor. Yol kazası -istenmeyen mail görüntüler zaman zaman karşınıza çıkabiliyor.

Sosyal paylaşım siteleri birilerine yağ çekme, gözüne girme yoludur. Kullanıcılar için hayatın vazgeçilemez en önemli bir parçası, bazıları içinse yalnızca vakit öldürme aracıdır.

***

İnterneti en çok kullananlar arasında Saadetli Milli Görüşçüler var, gündem belirliyorlar.(Abdulkadir Molla örneği) Ama sonuç elde etmede, yarar sağlamada maalesef bu denli başarıdan söz edilemez.

Sanal ortam olduğundan bazı “kardeşlerimiz” (tanımadığımızdan-sanıyoruz) kendilerini öyle kaptırıyorlar ki, yalnızca egolarını tatmin edip davamıza düşman kazanıyorlar. Bu gayretlerinin(!) sonucu kalbi meyyal, ılımlı insanlar bizden uzaklaşıyor.

Sabahlara kadar “dava”yı savunma mesajları yazan birisi, insanları davaya düşman etmekten ve nefret kazandırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Karşısındakilere, AB’ci, zinacı, diyalogcu, domuzcu, dönek, işbirlikçi ve faizci diye hatta daha ağır hakaretlerde bulunuyor.

Kullanılan kırıcı, hakaretamiz üslupla söylenen sözlerin doğruluğunun/yanlışlığının hiçbir önemi kalmıyor, tesir gücü yok oluyor. Aksine insanları bulundukları yere pekiştiriyor, perçinliyor.

Firavuna gönderilen Hz. Musa’ya ilahi öğüt olarak “O’na yumuşak sözlü ol” ayetinin hikmetini iyi anlamak durumundayız.

Hocamızın kullandığı kelimeleri bile kullanırken dikkatli olunmalıdır. O sözler, o günün özel şartları içinde ve Hocamıza mahsus kabul edilmelidir. O’nun sözleri makul ve makbul addedilirken aynı söz başkası tarafından sarf edildiğinde aynı netice elde edilmez, aksine olumsuz sonuçlar doğurur, doğuruyor da.

Tuşlara dokunurken, yazılan herhangi bir kelimenin/cümlenin anlamını çok iyi düşünmeli ve şu soruya cevap aramalıdır: 

Bu davaya adam mı kazanıyorum düşman mı Fayda mı sağladım, zarar mı