Her şey yolundayken kuru iddialarda bulunmak kolaydır. Ama hayatta öyle anlar olur ki, kendinizi hiç beklemediğiniz bir ortamda bulur ve sesinizi duyurabilmek için her yolu denersiniz. Olaya bu açıdan bakınca, Filistinli esirlerin seslerini duyurabilmek için başladıkları açlık grevinin insanın içine düşebileceği çaresizliğin en son noktası olduğuna bütün benliğimde inanıyorum. 

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde Filistin Esirler Günü dolayısıyla düzenlenen yürüyüşe binlerce kişi katıldı. Bu kişiler tutukluların resimlerini taşıyarak esirlerin haklarının iade edilmesini talep ettiler. Fakat ne acıdır ki, bu insanların haklı çıkışları dünya kamuoyunda beklenen desteği bulamadı..

Filistin’de ölüm işkence ve katliamların ardı hiç kesilmiyor. Fakat ne İslam toplumlarının ne de uluslararası camianın seslerini yükselttiklerini görebiliyoruz. Bir asra yakındır yaşanan insanlık dramı oluşturulan suni gündemlerin gölgesinde sindirilmeye çalışılıyor.

İslam, iman ekseninde birleşen müminleri bir elin parmakları gibi görür. Fakat parmaklardan biri kesilirken nasıl oluyor da diğerleri acı hissetmiyor bunu anlamak mümkün değil. Sanırım siyasi ve sosyal kaos ve kargaşaların göbeğinde bir nevi zihinsel körlüğe tutuluyoruz. Bakıyoruz fakat göremiyoruz, işitiyoruz fakat duyamıyoruz…

Yaşadıkları zulmü bütün dünyaya duyurabilmek için son çare olarak açlık grevine başlayan Filistinli esirlerin bu tepkileri ne yazık ki, onların acılarını dindirmeye yetmiyor. Yürüyüşe katılarak esirler için adalet temennisinde bulunan insanlar ise İsrail askerleri tarafından şiddete maruz kalıyorlar. İsrail askerleri mermi ve göz yaşartıcı bomba kullanarak direnen insanların seslerini kısmaya çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde esirlerin başlattıkları açlık grevine destek olmak için, Batı Şeria ve Gazze’de resmi ve sivil kuruluşlar da çeşitli etkinlikler düzenlendi ve esirler hakkında bilgiler verildi. Fakat beklenen bu değil bunun ötesinde bir gelişmeydi olmadı…

Bilindiği üzere İsrail 43 yaşındaki LinaAhmed el-Cerbuniyi 15 yıl esir ettikten sonra serbest bırakmıştı. El-Cerbuni zindanlarda tutulan esirlerin ağır şartlarda yaşadıklarını ifade etti ve Esir Günü münasebetiyle herkesin bu mücadeleye destek vermesini istedi. Başta da dediğim gibi insan, yaşamı için elzem olan yemek içmek gibi temel ihtiyaçlarından nasıl ve hangi gerekçe ile vazgeçebilir? Fakat Filistinli halk için artık bütün çareler tükenmiş durumda. Çaresizliği bütün yoğunluğu ile hisseden halk kendi yaralarını kendi imkânlarıyla sarmaya çalışıyorlar. Bizler ise başımız yere eğiyor ve sadece buğz etmekle yetiniyoruz. Bilmiyorum bu bizi sorumluluktan kurtarır mı?