Bu kadar gerilime, kavgaya, hırlaşmaya, birbirini yemeye

bir toplum nasıl dayanır, sağlıklı bir yol bulabilir İnsanın böylesine kaotik

bir ortamda sağlıklı düşünmeye bile vakti olmaz. Toplumun hemen bütün

katmanları dikkatlerini gerilime verdiklerinden bir çıkış yolu bulabilmeleri

güçleşir. Sağlıklı düşünebilmek için huzurlu bir ortama gereksinim var. Siyasal

gerilimler düşünce temeline dayanmadıklarında zamanla verilen kavgaların hiçbir

anlamının olmadığı anlaşılır ama iş işten geçmiş olur. Çok uzaklara değil yakın

zamana bakıldığında bu ve benzeri durumlar daha iyi anlaşılabilir. Türkiye

düzlemindeki sosyolojik değişimler dikkatle incelenmeli. Birbirine siyasal

çekişmeler yüzünden hasım olanlar birbirilerinin kanına girmiş olanlar bugün

aynı sofralarda buluşabiliyorlar.

Müslümanların yaşadığı bu coğrafyada bir arada olabilmeyi

sağlayan temel bakışlar bulunuyor. Hemen hemen bütün insanların yüreklerinde,

içlerinde İslâmî bir öz bir damar mutlaka bulunmakta. Bunlar birbirine

yakınlaşmayı rahatlıkla sağlayabilir.

Batı düşüncesinin temelinde de aralarında ortak yönler

çoktur. Şu sıralar Maksim Gorki nin mektuplarını okuyorum. Marksist düşüncenin

en uç adamlarından biri. Algılanan yanıyla ateist, yani tanrısız. Fakat

mektuplarındaki Hıristiyan bir Rus tipinin farklı yönü bulunduğu açıkça

görülebiliyor. Kendi insanı söz konusu olunca akan sular duruyor.

Nâzım Hikmet, Şevket Süreyya ile Va-la Nurettin birlikte

Rusya ya doğru yolculuk yaptıklarında trende Müslümanlarla karşılaştıklarında

büyük bir heyecan duyuyorlar. Çünkü ruh dünyalarında onları birbirine

yakınlaştıran çok şey bulunuyor.

Türkiye sosyolojik yapısında sol düşüncenin büyük bir

düşüş göstermesinin temelinde yatan neden de sol düşüncenin bu toprak

insanlarına yabancı olduğu. Bazı duygularını okşuyor gibi görünse de temel

değerler söz konusu olunca insanlar onlardan uzaklaşıyorlar.

Günümüz insanında ufuk daralması var. Yeterince okumuyor

okumadığı için düşünemiyor. Analitik bakıştan yoksun. Siyasa adamlarının yönünü

tayin eden ve belirleyenler reklamcılar. Reklâmcılar insanı yanılsatan bir

bakış sağlıyorlar sadece. Reklâmın amacı belli. Bir malı kendi değerinin ve

oluşunun dışında tanıtmak ve pazarlamak. Bunu birilerine satmak. Yani bir marka

oluşturmak. İnsanın bir metaya dönüşmesidir bu. Siyasada ise büyük düşünce

sahipleri hiçbir zaman yanılsamayı ve yanıltmayı göze alamazlar. Çünkü insan

her hâl ve davranışından sorumlu. Bir toplumun önüne çıkmak ise ağır bir yük.

Bunun altından kalkabilmek kolay değil büyük vebali omuzlarına yüklemek isteyen

bir toplumun önüne geçsin. Bunun içindir ki Müslümanlar imam olmayı, öne

geçmeyi lider olmayı çok da arzu etmezler. Toplum eğer onu görevlendiriyor ve

sorumluluk bindiriyorsa o ondan kaçamaz. O zaman da o kişi sadece kendisi değil

kendisini öne sürenlerle birlikte yol almak zorunda kalıyor. Çünkü ağır

sorumlulukların altından kalkmak kolay değil. Kişinin sorumluluğunu hafifletmek

de çevrenin bir görevi. Böyle olunca onun işi çok daha kolaylaşmış olur. Hz.

Ebû Bekir Halife olmak istemedi ama onu zorla başa geçirdiler. Oysa o, bunu en

hakkedenlerden biri. Halife seçimi sırasında onun önerisi Hz. Ömer ile Hz. Ubeyde

oğlu Cerrah. Onlar da bu makama en layık kimseler. Fakat onlar bunu asla kabul

etmediler. Hz. Ebû Bekir in buna layık olduğu bu işin altından ancak onun

kalkabileceği düşüncesindeydiler. Allah Elçisi Sevgili Efendimizin

görevlendirdiği ilk imam. İkinin ikincisi. Cennet ile muştulanmıştı. Fakat o bu

ağır sorumluluğun altından nasıl kalkacağı endişesindeydi. Böyle olunca kabul

etmek zorunda kalmıştı.

Bugünün insanı bir yere gelmek için aşırı bir hırsa

kapılıyor. Gözlerini karartıyor. Kendilerini tanımlayacak ve pazarlayacak

olağan üstü haller ile bezeyecek süslere başvuruyorlar. Bu kavramlar bile bize

yabancı. PR denilen pazarlama metodu ile hem kendilerine hem de

sorumluluklarını aldıkları kimselere yük olmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Allah bizleri ve sevdiklerimizi hırslarının kurbanı etmesin. Hırs aklın ve

gönlün önüne geçince büyük bir bela olarak insanı sarar, sarmalar. Ondan

kendini bir daha kurtaramaz.