Başbakan Erdoğan 2011 yılında Fransa daki bir oturumda
Yahudi asıllı Bernard Henri Levy nin Mısır da İhvan ın seçimleri kazanması
halinde askere baskı yaparak Mursi yi devirmek için harekete geçireceklerini
söylediğini, bu sözleri İsrail eski Dışişleri Bakanı Tzipi Livni nin tasdik
ettiğini hatırlatarak, Mısır daki darbenin arkasında İsrail in olduğunu
belirtmiş. Hemen belerteyim ki, Mısır daki darbenin arkasında İsrail in
olduğunu söylemek için bu konuşmayı dinlemiş olmaya hiç gerek yok. Yani böyle
bir konuşma geçmişte yapılmamış olsaydı da darbecilere İsrail in destek
verdiğini Sisi ile İsrail in darbenin hemen ertesi gününden itibaren kol kola
hareket ettiklerini görmek mümkündü. Bu tespitin ardından Mısır daki darbenin
arkasında İsrail in olduğunu söylemek doğru bir tespit olmakla birlikte ikizi
ABD yi gözden kaçırmamak gerekir. Bölgemize yönelik tüm projelerin ABD ile
İsrail ortak yapımı olduğunu görmek ve dünyaya göstermek gerekiyor. Aksi halde
Mısır daki darbeyi tek başına İsrail e fatura etmek darbenin arkasındaki ABD ve
AB ülkeleri gibi diğer aktörleri görmezden gelmek anlamına gelir.
Bu noktada bölgemizdeki tüm işgaller, darbeler ve iç
savaşların senaryosunun yazarı ve uygulayıcısı ya ABD ile İsrail dir ya da
uygulayıcı tek başına ABD görünüyorsa şartlar gereği İsrail in ortada görünmek
istemeyişi ile alakalıdır.
Geçmişte Irak ın işgali söz konusu olduğunda bu işgali
İsrail in istediğini unutmamak gerekiyor. Hatta Saddam ın elinde nükleer ve
kimyasal silah bulunduğu iddialarının arkasında MOSSAD ın uydurma belgelerinin
olduğunu bugün bilmeyen kalmadı sanırım. Çünkü Irak ı bu asılsız iddialarla
işgal eden ABD işgalin arkasından ortaya hiçbir belge koyamadığı gibi, sonraki
yıllarda kendilerinin yanıltıldığını(!) itiraf etmek zorunda kaldılar. İki yılı
aşkın bir süreden beri devam eden Suriye deki iç savaşın arkasında da
ABD-İsrail ikilisinin olduğunu, AB ülkelerinin de bu işte figüranlık
yaptıklarını söylemek yanlış olmaz.
Bir adım daha iler gidecek olursa Irak ın işgalinin
ardından Kuzey Irak ta oluşturulan otonom Kürt bölgesi büyük Kürdistan ın ilk
adımını oluşturduğunu, Suriye deki çatışmalarla birlikte Suriye nin kuzeyinde
PKK nın Suriye kolu olduğu ileri sürülen PYD nin harekete geçerek Kuzey
Irak takine benzer bir yapılanmanın Suriye de de hayata geçirilmesi istekleri,
arkasından Türkiye deki PKK lı teröristlerin Çözüm Süreci adı altında Kuzey
Irak ta toplanmaları, Suriye deki Kürtlerin de Kuzey Irak ta toplanmaları ve
Barzani nin yaptığı çağrı birlikte düşünüldüğünde bölgemizin yeniden
şekillendirilmek istendiği, bunun için de İsrail ve ABD nin birlikte hareket
ettiklerini söylemek yanlış olmaz.
Bu bakımdan eğer bölgemizde sınırların değişmesi, yeni
minik devletlerin oluşması istenmiyorsa olayları doğru değerlendirmek, bir
takım birliktelikler ve çıkarlar uğruna bölgemizi tek başına İsrail in
değiştirmeye çalıştığı anlamına gelebilecek açıklamalardan kaçınmak gerekiyor.
Bunun iki sebebi vardır; birincisi bölgemizdeki gelişmelerin vurucu gücünü
oluşturan ABD yi gizlemek, ikincisi de İsrail in gücünü çok fazla abartmaktır.
Aslında İsrail sanıldığı kadar güçlü değildir. Gücünü destekçisi ABD den
almaktadır. Ayrıca ABD de sınırsız bir güce sahip değildir. Ne var ki, İslam
dünyası ve özellikle de bölgemizdeki bazı ülkelerin yöneticilerinin ABD kuklası
oluşları onları olduklarından daha güçlü göstermektedir. Söz gelimi Sisi yi
böylesine fütursuz bir cani haline getiren arkasındaki ABD, AB ve İsrail
desteği olduğu kadar Körfez ülkelerinin verdiği destektir de. İslam dünyası
ortak düşmana karşı birlikte hareket edebildiği takdirde sınırsız güce sahip
oldukları sanılanların yenilmez olmadıkları görülecektir. Bu bakımdan bölgemiz
üzerindeki ABD ve İsrail planları ve işbirliğini görmek durumundayız. Ama
bundan önce İslam dünyasının dağınıklığını görmek ve bundan kurtulmanın
yollarını araştırmak durumundayız: Çünkü karanlığa küfretmek aydınlanmaya
vesile olmaz. En azında bir mum yakmak gerekiyor.