15 Temmuz darbe girişiminin arka planı ve kaynakları iyi irdelenmeli. Bu darbede adı sık geçen başrolde görünen kişinin, adını bile anmak istemiyoruz. Nasıl bir düşünce yapısının olduğu öteden beri bizce biliniyor. Hayatı hep kamuflajlarla geçen yanı en belirgin özelliği.
Bu köşenin ve bu kalemin sahibi ta baştan beri hiçbir zaman bırakın sempati duymayı, onun olduğu yöne bakmayı bile kendisine bir zül olarak görür. 1992 yılında Süleymaniye Camii’nde vaaz verirken, onu dinlemek için insanlar camiin demir parmaklıklı pençelerine tırmanırken bir ifadesi belleklerimizde duruyor: “Şu Filistinliler bırakmıyor ki Yahudiler evlerinin balkonunda rahat bir çay içsinler.” Ondan uzak durmamız için bu bile yeterdi.
Amerika ya da İsrail kendilerine uç beyliği yapacak kişileri toplumun özelliklerine uygun birini seçerler. Bu, her dönem için geçerlidir. Sağ iktidarlar zamanında onların özelliklerine uygun biri, Sosyal demokratların yükselişte olduğu zaman da onlara uygun biri tercih edilir. Sonuçta, geçmişleri sosyal demokratlığa dayanan belirgin isimler var. 1971 darbesi sonrası Nihat Erim. Veya Türkiye ekonomisini, emperyalizm veya Amerika adına düzenleyen bir Kemal Derviş bu topraklardan geçti. Demirel döneminde de Özal döneminde belli isimler var. Türkiye sosyolojik bir değişim geçirince bu sefer muhafazakâr özellikler taşıyan birilerinin tercihi gerekliydi. Çünkü geçmiş dönem çoktan geçmiş, sağ ya da sol sosyolojik gerçekliğini yitirmişti. İşte bu dönemde benim bizzat tanık olduğum önemli olaylar yaşandı.
Utah Üniversitesi’nde sosyoloji profu olan Hakan Yavuz somut bir örnek. Üstelik onun çalışma alanı Türkiye’deki sağın dışında kalan bütün veriler. Bu araştırmacı, İslâm düşüncesi izleğinde bulunan ne kadar kesim varsa onlar üzerine bir çalışma yaptı. Bir ağabeyimiz bu kişiyi Yedi İklim dergisine de getirdi. İslâmî düşünce edebiyat geleneğini araştırmak üzere. Doktorasını nerede yaptığını sorduğumuzda: “Boğaziçi Üniversitesi” demişti. Bir başka ağabeyimize önemli bir öykü yazarımız da “Bakü Üniversitesi’nde” doktora yaptığını söylemiş. Bütün cemaatler, dönemin Refah Partisi’ni, dernekleri ziyaret eder. Bu dönemde AK Parti Kurucusu, Tanıtımdan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen ile evli. Bu araştırmayı yaptığı zaman AK Parti kurulmuş değildi tabii. 16 Aralık 2005’te AB sözleşmesi imzalandığında, Yusuf Kaplan, beni davet etti. TV5’te Batı Medeniyeti karşısında İslâm medeniyetini konuşacağız. Aynı programa Hakan Yavuz da davetli. Aynı araçla televizyona giderken aramızda ciddî tartışma çıktı. Yolda, süreçle ilgili önemli vurgularda bulundu. AB sözleşmesinden sonra: “Kıblelerinin Brüksel olduğunu”, “Hoca Efendi öncülüğünde önemli işler yapacaklarını”, yeni dönemde “İslamsız İslam” olacağını açık açık belirtti. Kendisine şu soruyu da yönelttim. “Hakan Bey siz doktoranızı nerede yaptınız?” “Tel Aviv Üniversitesi” demez mi? Kameraların karşısına geçince Fethullah Gülen ile ilgili taze çıkmış eserini kameranın önüne koyuverdi. Onların öncü fikir babası olan meşhur sosyolog Şerif Mardin’in Bediuzzman üzerine bir eseri bulunuyor.
Yakın zamanda Mavi Marmara olayında sarf ettiği malum cümle biliniyor bu kişinin. İsrail otoritesinden neden izin almadan oraya gidildiğine dair. Bunları neden anlatıyorum? Bu kişi bir mit olarak yaratıldı. Onun etrafında sanal bir dünya kuruldu. Abartılı. Şöyle ki aziz bir dostum Oxfrod Üniversitesi’nde iken bir gün beni aradı. Aynı üniversitede görev yapan bir bayan profa benim adımı verdiğini, Türkiye’deki İslâm düşüncesinde edebiyat geleneği üzerine bir çalışma yaptığını, benim kendisine yardımcı olabileceğimi söylemiş, bana da ön bilgi verdi. 2010 yılı, ilk ameliyatımı yeni olmuştum. Evime kadar geldi. Ben, İslâm sanat düşünce izleği üzerinde olabileceğimi düşünürken, o sadece plastik sanatlar, heykel ve resim konularını ele alacağını belirtti. Bir tebliğ hazırlıyormuş. O arada bana sorduğu en ilginç sorulardan biri Fethullah Gülen’in filozof olup olmadığı üzerine idi. Güldüm. “O sadece sıradan bir vaizdir, dedim.” Hayret etti. “Nasıl olur” demekten kendini alamadı. Kaldı ki, aynı kişi ile ilgili olarak Lordlar Kamarasında sempozyumlar düzenlendi. Bunlar boşuna mı yapılıyordu? Aslında bir mit olarak yaratılan ve Müslümanların başına belâ edilen bu kişinin sıradanlığı hiç önemli değil. Önemli olan onun adı etrafında kurulan bir imparatorluğun nasıl nerelere geldiği, kimi özelliklerinin nasıl araç olarak kullanıldığıdır. Örgütçülüğüne diyecek yok. Bütün özellikleri bundan ibaret ve kişi onun etrafında kurulan dünya bir Truva atı olarak kullanıldı. Ama o her dönemin adamıydı.
Ha şunu da belirtemeden geçemeyeceğim, Milli Görüş hiçbir zaman ona sıcak bakmadı, kendinden uzak tuttu.
Üstat Sezai Karakoç onların onlarca yaklaşımına asla pirim vermedi. Üstadın düşünce olarak ortaya koyduğu birçok kavramı kendilerine marka ve malzeme olarak kullandılar.